SPONSORLU BAĞLANTILAR

Akciğer - Karaciğer Hastalıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akciğer - Karaciğer Hastalıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2010 Cuma

Akciğer Ve Bronşların Dağılışı

Alman cerrahi SAUERBRUCH olmuştur. 1933 de de Amerikalı Cerrah Graham, dünyada ilk defa kanserli olan bir tarafın akciğerini bir seansda tüm olarak çıkarmış ve doktor olan hasta kalan tek akciğeri ile 29 yıl yaşamış, öldüğünde yapılan otopside kalan akciğerinde kanser tespit edilmemiştir. Oysa, cerrah, Graham hastasından evvel akciğer kanserinden ölmüştür.
Akciğer kanseri gerek görülme ve gerekse ölüm oranı bakımın­dan son yıllarda devamlı bir artış göstermektedir. 1972 yılı içinde yal­nız Amerika Birleşik Devletlerinde 76.000 kişide (eskilere ilâve ola­rak) yeni akciğer kanseri teşhis edilmiştir. Akciğer kanserinden dün­yada en yüksek ölüm oranı ingiltere’dedir. Kadınlara nazaran akciğer kanseri erkeklerde 4-5 defa daha sık görülmektedir. Yine 1972 yılın
da A.B.D.lerınde akciğer kanserinden 13.000 55-800′ü erkek olmak üzere 68.800 kişi bir yılda ölmüştür. Ancak, özellikle son yıl larda kadınlarda görülen sigara alışkanlığımın artması, kadın erkek arasındaki hastalık ve ölüm oran farklarını azaltmağa yönelmektedir.
Akciğer kanseri daha ziyade 50 veya 70 yaşlarında görülmektedir. Diğer taraftan sosyoekonomik yaşantıları düşük gruplarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Bunun nedenini sigara içme oranı­nın bu gruplarda daha fazla olmasına, içilen sigaranın filtresiz, yük­sek katranlı ve nikotin olması gibi sebeplere bağlamaktadırlar.
Akciğer kanserinin, diğer hastalıklara oranla hemen bütün dün­yada, gerek görülme ve gerekse ölüm oranı bakımından son yıllarda devamlı bir artış gösterdiğini söylemiştik. Kısaca bunun nedenine te­mas etmek isteriz.
1 — Modern tıbbın gerek tedavi ve gerekse teşhis alanlarında ilerlemesi, yeni yeni antibiyotiklerin bulunması, anestezinin daha emin bir şekilde uygulanması bir çok öldürücü hastalıkların sebeplerinin bilinmesi, halkın sağlık açısından eğitilmiş olması, sağlık hizmetle­rinin daha yaygın bir hale gelmesi sonucu eskiye nazaran ölümlerin azalması, dolayısiyle insan ömrünün uzaması ve yaşlıların daha çok görülmeleri,
2 — Kanser yapan veya etkileyen çevre faktörlerinin, kimyasal faktörlerin ve diğer karsinojenlerin artması,
3 — Kanserin teşhis imkânlarınım artması, eskiden yer alan bir çok ölümlere (kanser teşhis edilemeyince) yanlış teşhisler konmakta ve ölümler bu gerçek dışı teşhislere bağlanıyordu. Oysa, bugün daha kolay teşhis edildiğinden, kanserin sebep olduğu ölümler daha çok duyulmakta ve ilgi toplamaktadır.
diğer kanser türlerinde olduğu gibi akciğer kanserinin de kesin sebebi bütünüyle açıklığa kavuşmuş değildir. Bununla beraber ana faktörleri ve akciğer kanserinin görülme oranının gittikçe artması sebepbrini 3 grupta toplayabiliriz.

Akciğer Atardamarının Pıhtılaşıp Tıkanması , Akciğer Ambolisi


AKCİĞER AMBOLİSİ

Akciğer ambolisi, akciğer atardamarının ya da dallarından birinin bir pıhtıyla tam olarak ya da bir ölçüde tıkanmasıdır. Pıhtının kökeni çoğunlukla bacak toplardamarıdır.Pıhtı( toplardamar yoluyla sağ kalbe çıkar ve akciğer atardamarı düzeyinde takılır.

Akciğer ambolisi çok yaygındır ve toplumdaki ölümlerin önemli bir bölümünü oluşturur.
Bir pıhtının oluşmasını çoğunlukla, birlikte bulunan değişik etmenler kolaylaştırır:

— pıhtılaşma bozuklukları (trombosit sayısında artma, kanın pıhtılaşma eğiliminin artması);
— toplardamar çeperi bozuklukları, varis, bir toplardamarın bir ur tarafından sıkıştırılması;
— uzun süre yatmanın ya da kalp yetmezliğinin kolaylaştırdığı dolaşım yavaşlaması.
Kalp hastası olmayan kişide ambolinin kökeni çoğunlukla bacak toplardamarlarından biridir (hastaların 2/3′den çoğunda, baldır toplardamarları ya da bacak arka toplardamarları); bazen hasta bir toplardamar, sözgelimi leğen ya da karın toplardamarları olabilir.Kalp hastalarında da amboliler çoğunlukla bacak toplardamarları kökenlidirler; kulakçık ya da karıncık kökenli olmalarına ender raslanır.


İlk sonucun akciğer atardamar basıncındaki yükselme olduğunu ortaya koymuştur. Ansızın ortaya çıkan bu yüksek basınç, değişik derecededir ve başlıca iki etmenin sonucudur. Birincisi, sırf mekanik kökenlidir: Atardamar yatağının yüzde 60′dan çoğunun pıhtılarla tıkanması, yüksek basıncı ortaya çıkarır. İkinci etmen sinirseldir: Pıhtının atardamar çeperini tahriş etmesi, atardamarın refleks olarak büzülmesine yolaçar.Akciğer atardamarı yüksek basıncı, sağ karıncıkta basınç yükselmesine ve karıncık boşluğunun genişlemesine yolaçar. Bu durumda sağ karıncık zorlanır ve yetmezlik ortaya çıkabilir. Yetmezlik de, çevresel toplardamarların basıncının yükselmesine yolaçar.Akciğer atardamarı yüksek basıncı ve sağ kalp yetmezliği, kalp atım hacminin düşmesine (genel dolaşımda düşük basınçla birlikte) ve kalp atardamarlarından geçen kan miktarının azalmasına yolaçar.Akciğer ambolisinin en büyük nedeni toplardamar iltihabıdır.

Toplardamar iltihabı bacak toplardamarlarından birinde, dolaşımı güçleştiren bir pıhtının oluşmasıdır. Pıhtı her an parçalanarak dolaşıma karışabilir ve böylece akciğer ambolisine yolaçabilir. Amboliye yolaçan toplardamar iltihapları üç gruba ayrılır: Ameliyat sonrası, doğumla ilgili ve hastalığa bağlı toplardamar iltihapları.Prof. Hines’a göre, karşılaşılan toplardamar iltihaplarının yüzde 50’si ameliyatlardan sonraki 8. veya 14. günler arasında ortaya çıkmaktadır. Bu toplardamar iltihaplarına çok değişik ameliyatlar sonrasında raslamr: Organların çıkarılması (prostat, apandisit, v.b.); özellikle bacak kırıklarından sonra ortopedik cerrahi (alçı bölgesi toplardamarı iltihapları). Ancak, önemi ne olursa olsun bütün ameliyatlardan sonra, ilk haftalar süresince amboli tehlikesi olduğunu unutmamak gerekir.

Akciğerler

AKCİĞERLER
Akciğerler burun, gırtlak, soluk borusu ve bronşlar aracılığıyla dış havayla ilişkide bulunduklarından, çevrenin zararlı etkenlerinden kurtulamazlar.

Bu etkenler çok değişik tipte olabilirler: Mikroplar (sözgelimi, grip etkeni ya da verem basili; v.b.); madensel ya da bitkisel tozlar; zehirli gazlar, içinde sigara dumanının da bulunduğu zararlı dumanlar… Akciğer hastalıkları kirlenmiş çevre havasının etkisi altındadır demek yanlış olmaz.Zararlı etkenin tipine göre, solunum sistemi değişik biçimlerde tepki gösterir.

Bu tepki yetersizse, enfeksiyonlar, akciğer toz hastalıkları, v.b. ortaya çıkar. Akciğerlerin aşırı tepki göstermesi sonucunda ise, aşırı duyarlık hastalıkları ya da alerji hastalıkları (astım gibi) ortaya çıkar.Solunum sistemini tüm koruyucu engellerine karşın tehdit eden bu çevre etkileri, akciğer hastalıklarının tanımlanmasında birinci önemli kavramı oluşturur.Bir ikinci kavram da, solunum hastalıklarının enfeksiyon ve sonuçlarına bağlı olduğudur.

1920′lere doğru bir hastane odasına girdiğimizi düşünelim ve Prof. Laennec’in tanımıyla bir göğüs hastalığın ndan yatanları gözden geçirelim:Yataklardan birindeki tabela bir haftadan beri süren 40°C ateş gösteriyor; hasta solgun, dudaklarının çevresi uçuklamış, başucundaki komodinin üstünde paslı, koyu, yapışkan balgamla dolu bir tükürük hokkası duruyor. Belli ki bir zatürreyle karşı karşıyayız.

Gezimizi sürdürelim. Şimdi yatağına oturmuş, bol miktarda balgam çıkaran bir hastanın önündeyiz. Hasta tükürük hokkasını 300 400 si kadar irinli balgamla ağzına kadar doldurdu: Bu kusma biçimde irin çıkarma, röntgen filminde tipik havasıvı düzeyi görüntüsü veren akciğer apsesinin bir belirtisidir. Çıkarılan balgam içinde değişik güçte, bol miktarda, irin yapıcı etken saptanabilir.Hastane gezimiz sürüyor.

Şimdi öteki odalardan ayrılmış, küçük bir odaya doğru yaklaşıyoruz. Daha içeri girmeden iç bulandırıcı, kötü bir koku alır gibiyiz. Bu koku tükürük hokkasından olduğu kadar, hastanın soluğundan da yayılmakta. Teşhisimizi bu nedenle biraz uzaktan koymak zorunda kalıyoruz: Havada yaşayan (aerob) ve havasız ortamda yaşayan (anaerob) mikropların birleşmesinin sonucu olan bir akciğer kangreni.Bu kez yandaki odaya giriyoruz.

Bu odaya akciğer veremi olanları koymuşlar. Hastaların tabelalarında genellikle büyük dalgalanmalar gösteren bir ateş eğrisi dikkatimizi çekiyor. Bu kötü gidişli, bacaklı ateş. Her hastanın tükürük hokkası yer yer kan kapsayan irinli ve balgamlı tükürükle dolu. Hattâ, bazılannınkinde kandan başka şey görülmüyor.

Bu tükürüklerin içinde verem basilleri (Koch basilleri) rahatça ortaya çıkarılabilir. Bazı hastaların sesi gırtlak veremi nedeniyle hiç çıkmıyor, bazilarıysa son derece bitkin görünüşlü. Öğrendiğimize göre, onların da barsak veremi sonucu şiddetli bir ishalleri varmış. Bu sonuncu hastalar, sözcüğün tam anlamıyla birer veremli.Birinci Dünya savaşından sonra dahiliyeci olarak çalıştığım hastanelerde çok sık raslanan bu tip klinik tablolar, neyseki günümüzde artık pek görülmemektedir. Zatürre, yerini artık grip kökenli akciğer bronş iltihabı gibi daha az tehlikeli hastalıklara bırakmaya başladı. Akciğer apsesi artık hemen hemen hiç görülmüyor; kusma biçiminde irin çıkarma artık tarihe karıştı:

Çünkü, günümüzde antibiyotikler bir enfeksiyonu ya da bir akciğer iltihabını daha apse evresine ulaşmadan tümüyle engelleyebiliyorlar. Akciğer kangreni artık, bir serviste kolay kolay raslanamayaeak bir hastalık oldu. Gerçekten, bütün bu hastalıkların nedeni olan mikroplar topluluğu, antibiyotikler sayesinde zararlı etkilerini gösterememektedirler.Peki akciğer veremi? Kuşkusuz hastane servislerinde hâlâ Taşlanabiliyor; ama eskiye oranla çok ender olarak ve görünümü de artık yukarıda belirttiğimiz tiptekilerle hiç benzerlik göstermiyor.

Hastaların büyük çoğunluğunda ateş eğrisi ya hemen ya da basillere karşı koyan ilaçların kullanılmasından birkaç gün sonra normalleşebiliyor. Balgam çıkarmanın artık seyrekleşmesi sonucu, komodinlerin üstünde tükürük hokkaları görülmez oldu. Eski veremin oir sonucu olarak ortaya çıkan barsak veremi de, basillere karşı koyan ilaçların kullanımının artmasıyla ortadan kalktı.

Gırtlak veremineyse, birkaç günlük tedaviyle engel olunabilmekte.Basillere karşı koyan ilaç tedavisi son 20-30 yıl içinde akciğer veremi tedavisinde büyük aşama gösterdi. Daha yarım yüzyıl evvel Avrupa’nın birçok ülkesinde veremden ölen insan sayısı yılda 80 OOO’i bulurken 1973′te bu sayı Fransa’da 30 kez azaldı.Bu birkaç örnek, akciğer hastalıklarının klinik tablolarının gelişimini ortaya koymak bakımından yeterlidir.

Şimdi kısa olarak bugünkü akciğer hastalıkları servisinde, az önce gördüğümüz ortadan kalkmış ya da kalkmakta olan hastalıkların yerini almış hastalıkları gözden geçirelim.Birçok serviste, akciğer hastaları 4 gruba ayrılabilir.Bunlardan dörtte birini akciğer veremli hastalar oluşturur.

Bunların hastanede yatma süreleri genellikle çok kısadır; çünkü, hastaların büyük çoğunluğuna ayakta tedavi uygulanmakta ve hasta çabucak işinin başına dönebilmektedir. Gene de, bu veremli hastaların bir bölümü sanatoryum tedavisinden yarar görebilir; ama bu süre, 20 yıl öncesine (12 veya 15 ay) oranla çok kısalmıştır (ortalama 3-4 ay).

Hastanede yatanların gene dörtte birini değişik bronş hastalıklarına yakalanmış olanlar oluşturur: Özellikle süreğen bronş iltihaplarının (müzmin bronşit) ivegen ya da asivegen tekrarlamaları. Bu hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran etmenler arasında, öteden beri raslanan soğuk mevsim enfeksiyonlarının yanısıra, hava kirlenmesi ve zararlı etkileri artık kuşku götürmeyen sigara tiryakiliği sayılabilir. Birbiri ardısıra gelen birçok bronş iltihabı (bronşit) tekrarlaması, solunum yetmezliğine yolaçar. Solunum yetmezliğinin ciddi biçimi, son derece yoğun bir bakım gerektirir; hattâ hastanın bir solunum reanimasyonu merkezine götürülmesini zorunlu kılar.

Günümüzde bu merkezler, modern akciğer hastalıkları servislerinin vazgeçilmez bir bölümüdür.Hastanelerde üçüncü .grubu, solunum yolları kanserine yakalanmış hastalar oluşturur. Bu grupta erkek hastalar çoğunluktadır. Hastalığın büyük bronşlar düzeyinde yerleşmesine daha sık raslanır. Erkeklerde bronş kanseri bütün kanserlerden daha sık görülmektedir.

Üstelik en sık görülen kanser olmasının yanısıra, kanserlerin en tehlikelisidir. Bütün tedavi yöntemlerine en çok direnç gösteren bu kanserdir ve bu hastalıktan ölenlerin sayısı yıldan yıla artmaktadır; günümüzde akciğer kanserinden ölenlerin sayısı, akciğer vereminden ölenlerin sayısından dört kat fazladır.Akciğer hastalarının son grubunu geriye kalan hastalıklar oluşturmaktadır: Amfizem ve ya da akciğer sertleşmesi; 50 yıldan beri klinik görünüşü çok az değişen astım; akciğer sarkoyidozu; akciğer toz hastalıkları; az ya da çok yaygın akciğer bağdokusu artması; akciğer kalbi; salgın halindeki gribin akciğerde oluşturduğu hastalıklar; her çeşit zatülcenp; teşhisi ancak tam kuruluşlu hastanelerde yapılabilen öteki akciğer hastalıkları. Şimdi, yakın gelecekte akciğer hastalıkları biliminin başlıca sorunlarının neler olabileceğini inceleyelim.

Önce akciğer kanseri tedavisinde yeni ilerlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Cerrahi, verebileceğinin en fazlasını vermiş durumdadır. Sonuçlarsa, en iyi istatistiklere göre 5 yıldan sonra yüzde 25 yaşama şansı göstermektedir.Üstelik, akciğer kanserine yakalananların ancak yüzde 20 kadarı ameliyat olmaktadır. Işın tedavisi (özellikle kobalt tedavisi) sonuçları, cerrahininkinden pek parlak değildir. Günümüzde görüşler, ilaçla tedaviye doğru yönelmektedir. Sözgelimi, rubidomisin adlı ilaç, bir kan kanseri olarak kabul edilen lösemide tam iyileşmeye yakın sonuçlar verebilmektedir.

Ama akciğer kanserinde ilaçla tedavi henüz benzer sonuçlar vermemiştir. Tüm çabalar sonuçsuz kalmış ve kanser bölgesinde engeüeyici etki gösterecek güçte yeni bir ilaç henüz bulunmamıştır. Öte yandan, birçok araştırmacı konuya, bağışıklıkla tedavi ya da bağışıklıkla önleme açısından bakmaktadır. Biyologlara göre, birçok insanda kanser hücreleri oluşmakta, ama bu hücreler, kişinin bağışıklık mekanizması yeterliyse bedenden atabilmektedir. Bu bağışıklık mekanizmasının güçlendirilmesiyle, ilerde akciğer kanseri tedavisinin ya da önlenmesinin yolu açılmış olabilir.

Ama bu alanda yeni ilerlemeler yapılmadığı sürece, hava kirliliğine, tütün tiryakiliğine ve özellikle kanser yapıcı etkisi artık tartışma götürmeyen sigara kullanımına karşı savaşımın oluşturduğu önleyici silahın, geliştirilmesi gerekmektedir.Süreğen bronş iltihabı (müzmin bronşit), gerek yaygınlığı, gerek önemsenmeyen bir hastalık olması özelliği, gerekse de günden güne artan ölümler nedeniyle artık toplumsal bir hastalık olmuştur. Bu hastalığın erken teşhisi ve tedavisinin geliştirilmesi son derece önemlidir; çünkü, ancak bu sayede hastanın gerilemeyen solunum yetmezliği evresine varmasından önce gereken çaba gösterilebilecektir.

Silikoz (silisyum tozlarına bağlı olarak oluşur) gibi bazı akciğer toz hastalıklarının gerilemesi, asbestoz (amyant tozlarına bağlı olarak oluşur) gibi bazılarının da ilerlemesi, akciğer hastalıklarının meslek hastalıkları arasında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.Sarkoyidoz, yaygın akciğer bağdokusu artışı ve öteki değişik hastalıkların nedenlerinin iyi anlaşılması için, daha birçok yeni veri gerekmektedir.

Bağışıklık mekanizması konusundaki bilgilerin akciğer ve bronş hastalıklarına uygulanması, solunum sisteminin bazı duyarlık ve korunma süreçlerini aydınlatabilecektir.Akciğer hastalıklarının geleceği birçok etmene bağımlıdır. Bunların en önemlilerini gözden geçirelim:

— tıbbi araştırma; Waksmann’ın 1943′te streptomisini buluşuyla, akciğer veremi tedavisinde birkaç yıl içinde, önceki yüzyıl içinde gerçekleştirilenden daha çok aşama gerçekleştirildiğini unutmamak gerekir;

— bilgi artırma:

a) hekim yönünden gereklidir; çünkü hekim, yeni biyoloji, klinik ve tedavi yöntemlerini izlemek zorundadır;

b) halk yönünden gereklidir; çünkü hastalıkların erken teşhisi ve tedavilerinin doğru uygulanması için, halkın işbirliği zorunludur;

— birçok akciğer ve bronş hastalıklarının hava kirlenmesinin kötü sonuçlarının etkisi altında olduğu gerçeğinin gözönünde tutulması: Akciğer hastalıklarının geleceğinin, insan uygarlığına bağımlı olduğu söylenebilir. Uygarlığın, gerçek sorumlu olan çevrenin verdiği zararları yenebilmeyi başarıp başaramayacağını, zaman gösterecektir.

Solunum Sistemi Soluk Borusu Bronşları


MAKROSKOPÎK ANATOMİ

Solunum sistemi göğüs boşluğu içinde yeralır ve soluk borusu, bronşlar ve akciğerlerle, damar, sinir ve lenf (akkan) sistemlerinden oluşur.Soluk borusu, ikiye çatallanarak akciğer göbeğine doğru giden 2 ana bronşa ayrılır (akciğer göbeği, kan damarlarının ve bronşların akciğere girdiği bölümdür). Akciğer göbeği her akciğerin iç yüzünde yeralır ve akciğer içine giren akciğer sapı (ana bronş, akciğer atardamarı, akciğer toplardamarları, bronş atardamarı, sinirler, lenf damar ve düğümleri) buradan girer. Sağ ve sol ana bronş, ne yön ne de çap bakımından birbirine benzerler; ama her birinden lob bronşları, bu sonunculardan da segment bronşları doğarlar.Sol bronşa göre daha dik olarak geniştir.

Sağ bronşun başlangıcından 1,5 sm sonra üst lob bronşu doğar; bu, daha sonra 3 segment bronşuna ayrılır: Üst tepe bronşu; ön. bronş; arka bronş. 3 sm uzunluğundaki ara segment ise ana bronşu izler. Ara segmentin bir yüzünden doğan orta lob bronşu, iç yan ve dış yan segment bronşlarına ayrılır. Ara segmenti sürdüren alt lob bronşu, 5 segment bronşuna ayrılır: Ara segmentten çıkan ve arkaya doğru giden Nelson bronşu ya da üst tepe bronşu; taban iç yan bronşu; taban ön bronşu; taban arka bronşu; taban dış yan bronşu. Bronşların adlandırılması yönlerine göre yapılır; sözgelimi, üst lob bronşu düzeyinde üst tepe bronşu akciğer tepesine, arka bronş geriye, ön bronş öne yönelirler. Orta lob bronşu düzeyinde dış yan bronş dışa ve arkaya, iç yan bronş ise içe ve öne doğru yönelir. Alt lob bronşundan ayrılan taban ön bronşu öne ve akciğerin tabanına doğru, taban dış yan bronşu yana ve akciğerin tabanına doğru, taban arka bronşu arkaya ve akciğerin tabanına doğru yönelirler.


Sağ akciğer 3 lobdan oluşur:

— üst lob; üst lob bronşu ile dalları olan tepe, arka ve ön bronşlarla havalandırılır. Bu dallar 3 akciğer segmenti oluşturur: Üst segment, arka segment, ön segment;
— orta lob; 2 segmentten oluşur: Dış yan segment; iç yan segment;
— alt lob; 5 segmentten oluşur: Üst segment; taban iç yan segmenti; taban ön segmenti; taban arka segmenti; taban dış yan segmenti.Başlangıcından 5 sm sonra, üst lob bronşu doğar; bu sonuncu da 3 dala ayrılır: Üst tepe arka bronşu (yukarı ve arkaya doğru gider); ön bronş (öne doğru gider); akciğer dilciği bronşu (ikiye ayrılır. Üst ve alt dilcik bronşları).Üst lob bronşu altında, ana bronş doğrudan doğruya alt lob bronşu ile devam eder. Alt lob bronşu 5 dala ayrılır: Üst tepe bronşu (yukarıya doğru gider); taban ön bronşu (öne ve akciğer tabanına doğru gider); taban dış yan bronşu; taban iç yan bronşu; taban arka bronşu (arkaya ve akciğer tabanına doğru gider).

Sol akciğer yalnızca 2 lobdan oluşur: Üst ve alt loblar:
— üst lob 3 segment kapsar-. Arka tepe seg-menti; ön seğmen ti; akciğer dilciği («lingula»; sağ akciğerin orta lobuna karşıgelir);
—alt lob 5 segment kapsar; Nelson bronşuyla havalandırılan üst segmenti; taban ön segmenti; taban dış yan segmenti; taban iç yan segmenti; taban arka segmenti.

Ana bronşların ve lob bronşlarının uzantısıdırlar ve daha küçük bronşlara ayrılırlar. Bu küçük bronşlar da daha küçük dallara ayrılırlar. Son dallanmalar tabanı l sm, yüksekliği 2 sm olan piramit biçimi küçük birimlerde (akciğer lopçukları) sonlanırlar: Lopçuk içi bronşlar. Lopçuk- içi bronşlar, yolu boyunca yan dallar verir ve sonuçta bölünüp uç bronşçuklarını oluşturur. Uç bronşçuklarının her biri de, genişleyip hava keseciği kanalını oluşturarak sonlanır. Hava keseciği kanalı bölünüp, hava keseciklerini oluşturur.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Akciğer Dışı Bronşlar


AKCİĞER DIŞI BRONŞLAR
Akciğer göbeği (hilus) düzeyinde akciğer içi bronşlara dönüşürler ve akciğer sapının bir bölümünü oluştururlar. Akciğer düzeyinde 3 büyük bölüm ayırdedilebilir:
— merkez bölgesi; akciğer göbeğinden oluşur; akciğer sapının yeraldığı bu bölgede solunum dokusu yoktur;
— ara bölge; akciğer göbeğini çevreleyen çeşitli öğelerden (bronşlar, toplardamarlar, atardamarlar) oluşur; bu bölgede çok az akciğer dokusu vardır;
— çevre bölgesi; erişkinde 3000 veya 5000 arasında değişen akciğer lopçuklarından oluşur.
Hava yolu boşluğunu sınırlayan mukoza, kadehsi ve kirpiksi hücreleriyle solunum yolu mukozası tipindedir.Bağdokusu, kılcal damarları, kas liflerini, salgı bezlerini ve lenf dokusunu kapsar. Mukozanın çevresinde, giderek daralan boşluğa uygun olarak kas liflerine , (Reissessen kası) dönüşen kıkırdak bulunur.Lopçuklar içi bronş mukozası da solunum yolu mukozası tipindedir; ama bağdokusunda salgı bezleri bulunmaz. Reissessen kasıyla çevrilidirler ve kıkırdak yitmiştir. Hava kesecikleri düzeyinde, kanallar birbirinden ayrılır ve hava kesecikleri, keseciklerarası bölme denilen perdelerle sınırlanır. Akciğer atardamarının uç dalları bu düzeyde yeralır ve çok gelişmiş bir kılcal damar ağı oluşturur. Bir toplardamarcık, kanı lopçuğun kenarına kadar götürür; lopçuklar arasına yerleşmiş lopçuk toplardamarları, kanı ordan düzenli olarak alır.Her iki yanı hava keseciği epiteliyle sınırlı yoğun bir kılcal damar şebekesinden oluşan solunum yüzeyi, keseciklerarası bölmede yeralır. Hava keseciği epiteli, büyük ve küçük kesecik hücrelerinden oluşur; bu hücreler sürfaktan adı verilen ve epitel boyunca yayılan bir sıvı salgılarlar.

Virüs Kökenli Zatürreler


Günden güne daha sık raslanan virüs kökenli zatürreler, genç erişkinlerde ve çocuklarda görülür. Genellikle evrimleri iyidir.Ateş 39 °C dolaylarında yerleşir. Nabız, ateşin yükselmesiyle orantılı değildir; hafifçe hızlanmıştır. Hasta çok yorgundur.Solunum sistemiyle ilgili belirtiler fazla belirgin değildir. Köpüklü ya da irin kapsayan balgamlar getiren sık, yorucu bir öksürük görülür. Solunum güçlüğü fazla belirgin değildir.Akciğer düzeyinde pek belirgin değillerdir. Akciğerin dinlemeyle muayenesinde bronş raileri duyulur. Ayrıca hava kabarcıklarının patlamasına benzer sesler (yaş railer) olarak duyulabilir. Hastanın sırtı her gün dinlenirse, akciğer belirtilerinin günden güne yer değiştirdiği görülür. Bu fiziksel ve işlevsel genel belirtiler karşısında, tamamlayıcı muayenelere başvurmak gerekir.


Röntgen filmi mutlaka çekilmelidir. Filmde, klinik muayenede farkedilmeyen önemli anormallikler saptanabilir. Akciğer göbeği düzeyinde ve taban bölgelerinde saydamsız alanlar görülür. Buralar hastalığın en sık yerleşme bölgeleridir ve bu görüntü hemen virüs kökenli zatürreyi akla getirir. Sağ-Sol akciğerin üst lobunda virüs kökenli akciğer hastalığı damsız alanlar, akciğer göbeği bölgesinden akciğer tabanına doğru giden, düzensiz biçimli, net olmayan çizgiler oluşturur. Genellikle, hastalığa tek akciğer tutulur; ama bazen iki akciğer birden hastalanır. Bu tipik görüntülerin yanısıra, akciğer göbeğindeki ve akciğer tabanları ndaki saydamsızlıklara ek olarak, akciğer dokusunda yuvarlak, net olmayan ve düzensiz biçimli tek bir saydamsız alan bulunabilir. Akciğerin bir segmenti düzeyinde çok sayıda saydamsız alana raslanabilir.Teşhisi doğrulayacaktır.

Balgam muayenesi sonuç vermez, “hiçbir mikrop bulunmaz. Kan sayımı ve formülünde akyuvarlarda artış görülmez. Yani, mikrop kökenli enfeksiyon belirtileri yoktur. Sedimantasyon (kanın çökmesi) hızı hafifçe artar.Evrim genellikle iyicildir. Klinik belirtiler 10-20 günde kaybolur. Yalnızca öksürük inatçıdır, haftalarca sürebilir. Röntgen belirtileri 3-6 haftada silinir.Antibiyotik tedavisinin bulunmasından beri, ihtilatlara çok ender raslanır. İhtilat olması, ya bakteri kökenli bir hastalığı ya da virüsün özel bir yerleşme biçimini düşündürür.İkinci bir enfeksiyon eklenmesi akciğer apselerine, irinli akciğer zarı iltihaplarına yolaçar. Yaşlılarda, antibiyotiklere karşın, daha sık görülürler. Virüs, akciğer dokusundan başka yerlere de yerleşebilir.

Bronşlara yerleştiğinde akciğer havalanmasında bozukluğa, akciğer zarına yerleştiğinde de pek önemli olmayan bir zatülcenpe yolaçar. Solunum sistemi dışında, virüs kalbe de yerleşebilir. Kalbin çevresini saran kalp dışzarına yerleşirse kalp dışzarı iltihabına (perikardit), kalp kası liflerine yerleşirse kalp kası iltihabına (miyokardit) yolaçar. Virüs kana da bulaşabilir; o zaman alyuvarları yok eder ve kansızlığa, dalak büyümesine (splenomegali) yolaçar.

Akciğer Apseleri


AKCİĞER APSELERİ
Akciğer apsesi denince, akciğer dokusunun ortasında yeni oluşmuş bir kovuk (kavite) içinde toplanmış, sınırlı, verem kökenli olmayan irinlenmeler anlaşılır. Kovuğu oluşturan, içinde toplanan irindir.Sağlam bir akciğer üstünde ortaya çıkanlar: Enfeksiyon odağı çoğunlukla bademcikler, diş etleri, yutak, burun gibi üst sindirim solunum yolları düzeyindedir. Mikrop oradan göç ederek akciğer dokusuna yerleşir ve orada gelişir. Bazı koşullar mikrobun akciğere gelişini kolaylaştırır: Süreğen bronş iltihabı (müzmin bronşit); tütün, alkol. Bulaşma kan ya da akkan (lenf) gibi başka yollarla da olabilir.Birincil gibi görünen bu grubun yanısıra, bronş kanserleri gibi akciğer bozunları olan hastalarda görülen irinlenmeler vardır. Akciğer apsesi daha çok erişkinde (özellikle 40-60 yaş arasındaki erkeklerde) ve süt çocuklarında görülür. Bütün ivegen akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılan sistemli antibiyotik tedavisi, akciğer apselerinin oluşumunu seyrekleştirmiştir. Günümüzde birincil akciğer apsesi genel durumu bozuk kişilerde (alkolikler, iyi beslenmeyenler, şeker hastaları) ya da ivegen bir zatürre sırasında antibiyotik tedavisi yetersiz olmuş hastalarla görülmektedir.İlaç tedavisiyle, günümüzde bütün birincil akciğer apseleri iyileştirilmektedir.Tipik biçiminde birincil akciğer apsesinde, üç büyük evre ayırdedilir: Kapalı odak; kusma biçiminde irin çıkarma; açık odak.Başlangıç dönemini belirler, niteleyici değildir; çünkü.ivegen bir akciğer hastalığı gibi ortaya çıkar.Yan ağrısı, solumada hafif bir güçlük, bazen balgam getiren bir öksürük.
39 °C veya 40 °C ateşle birlikte ürpermeler ve genel bir kırıklık.
Hiçbir şey bulunmayabilir ya da akciğerde sıvı toplanması belirtileri gözlenebilir.Elle muayenede, hekim avuç içlerini hastanın göğsüne yapıştırır. Hastanın yüksek sesle 40-41 diye sayması elaltında şiddetli olarak duyulursa, «ses titreşimleri artmış» diye nitelenir.Parmakla vurarak muayenede, göğüs çeperine vurulduğunda, bir akciğer alanında mat seslilik algılanır.
Stetoskopla dinlemede, bir akciğer bölge’sinde havanın bronşçuklardan geçtiği duyulmaz. O zaman, hava kesecikleri sesinin yittiği söylenir. Ek olarak başka sesler (kuru railer) duyulur. Ama odaktaki bu sıvı toplanması belirtileri çok ender algılanabilir. Yalnızca, çoğunlukla, yalın bir yaş railer (hava kabarcıklarının patlama sesine benzer ek sesler) odağı algılanır.

İvegen Akciğer Ödemi


İVEGEN AKCİĞER ÖDEMİ
Akciğer hava keseciklerinin ve akciğer dokusunun apansızın, kılcal damarlardan gelen kan serumuyla dolmasıdır.İvegen akciğer ödeminin başlıca nedeni, sol karıncık yetmezliğidir. Yetmezliğin sorumlusu birçok kalp hastalığı olabilir; en sık görülenler arasında, nedeni ne olursa olsun sürekli atardamar yüksek basıncı (hipertansiyon), aort kapağı hastalıkları, ikili kapak yetmezliği ve kalp damarları yetmezliği (kalp kası enfarktüsü) sayılabilir. Akciğer ödeminin oluşma mekanizması nedir ve plazma neden akciğer kılcal damarlarını aşarak hava keseciklerinin içine yerleşir? Solunum gazlan alışverişi, tüm kılcal damar yüzeyinde(havakan engeli), hava kesecikleri içindeki ve kılcal damar kanındaki oksijen karbondiyoksit basınçlarının farkına göre olur.Su ve elektrolitlerin (kalsiyum, magnezyum, sodyum), alışverişi nasıl gerçekleşir? Suyun basıncı (hidrostatik basınç), kılcal damarlarda akciğer dokusundakindeh çok daha yüksektir. Normalde basınçları dengelemek için suyun dokulara çekilmesi gerekirdi. Böylece kanın bütün suyu damar dışına kaçar ve dolaşım olanaksızlaşırdı. Starling, uzun araştırmalar sonucunda kılcal damar suyunun damar çeperini aşamıyacak kadar büyük bazı maddeler tarafından (özellikle proteinler) yerinde tutulduğu olarak kanıtladı.

Akciğer Veremi


AKCİĞER VEREMİ
Akciğer, verem basilinin en sık yerleştiği organdır. Bulaşma, genel kural olarak solunum yolundandır.
Akciğer veremi, verem basilinin öncelikle solunum sistemine yerleşmesidir. Öteki organlara yerleşmesi ender görülür.Verem basilleri, eski verem odaklarının yeniden etkinleşmesiyle(beden içi yeniden enfeksiyon) ortaya çıkabilir. Dolayısıyle ilk bulaşmanın (verem basiliyle ilk ilişki) önemi anlaşılmaktadır: Mikropların belli bir bölümü depolanır, büyük çoğunluğu yokolur, bir bölümü de hiçbir belirti vermeden sessiz duruma geçer. Ama bu sessiz duruma geçen mikroplar yeniden canlanarak, gelişen bir verem oluşturabilirler. Bu yüzden, her birincil verem karşısında, verem ilaçlarıyla da tedavi uygulanır. Verem basili dışardan da gelebilir (dıştan enfeksiyon); verem servislerinde çalışan sağlık personeline hastalık bu yolla bulaşır. Aslında bu durumlar enderdir ve basilin hareket noktası ister dıştan, ister içten olsun, hastalığın başlamasını kolaylaştırıcı bazı elmenler vardır. Aşırı kafa yorgunluğu; aşırı çalışma; yetersiz beslenme; ruhsal nedenler; alkoliklik; şeker hastalığı. Bu etmenler, veremin sıklığını ve ciddiliğini artırır.
Yeni gelişmekte olan genç odaklarda bu bozunlara ivegen biçimde raslanmıştır. Makroskopik olarak küçük gri yumrulardırlar. Dokusal açıdan, hiçbir özelliği olmayan hava kesecikleri iltihapları (alveolitler) bulunur. Bunu hava kesecikleriarası bölmelerin ölümü izler ve olay kazeinsi bozunla sonlanır.Verem bozunlarının en sık görülenidir. Kazein, koyu yapışkan, beyazımsı, sert ya da yumuşamış ölü akciğer dokusu alanlarıdır. Mikroskopta hücre öğelerinin yitmiş olduğu görülür.

Akciğer Bronş Kanserleri


AKCİĞER KANSERİ
Solunum siteminin akciğerler dışında kalan üst parçalarının kan­serlerine baş ve boyun kısmında temas etmiştik. Solunum sisteminin içinde en önemli olan ve bir çok ülkelerde gittikçe daha çok artan ve maalesef çok sayıda ölümlere neden olan akciğer kanseridir.

AKCİĞER BRONŞ KANSERLERİ
Daha 20 yıl önce, bronş kanserleri meme, deri, sindirim sistemi ve dölyatağı kanserlerinden sonra 5. sırayı alırken, günümüzde sindirim sistemi kanserlerinden sonra 2. sırada gelmektedir. Erkeklerde daha çok görülen bronş, akciğer ya da solunum yolları kanserleri, genellikle 5060 yaşlar arasında ortaya çıkmaktadır.Bu kanserin nedenleri günümüzde hâlâ bilinmemektedir; ama, bu arada bazı etmenlerin, özellikle tütünün, hastalığın belirmesinde rol oynadıkları sanılmaktadır. Bir akciğer kanseri teşhisi sırasında hekim, hastayla konuşurken çoğunlukla bir sigara tiryakisiyle karşı karşıya olduğunu an Kemik zarı kalınlaşmasıyla birlikte eltarağı ve parmak kemiklerinde biçim bozuklukları. Bu görünüm bir akciğer kanserinin belirtisi olabilir.Hava kirliliği, radyoaktivite, kobalt, arsenik, amyant ve katran, bronş kanserinin oluşmasında rol oynadığı sanılan öteki etmenlerdir. Bu bölümde önce, birincil bir. kanserin teşhisine yardımcı olacak değişik klinik belirtileri inceleyeceğiz.Genellikle hasta, hekime ya yavaş yavaş gelişen ya da apansızın başlayan solunum bozuklukları sonucunda başvurur. 40 yaşını aşmış ve sigara içen bir erkekte hemen akciğer kanserini düşünmek ve klinik muayene ve tamamlayıcı muayenelerle (röntgen filmi, balgam incelemesi), bu solunum bozukluklarının bir urla ilgili olup olmadığını araştırmak gerekir. Bu muayeneler ya tek tek ya da birlikte yapılabilir.En sık raslanan belirti kanlı balgamdır; yani, zorlu bir öksürük sırasında çıkarılan balgamda kan bulunmasıdır. Bu, ya birkaç kanlı balgam yada öksürükle bol kan çıkarma biçiminde de olabilir. ÖksürükBu 2. belirti çoğunlukla hastayı kaygılandırmaz; çünkü hasta, bu öksürüğü sigaraya ya da süreğen bronş iltihabına (müzmin bronşite) bağlar. Öksürük kurudur; yani hasta balgam çıkarmaz. Tedaviye direnen öksürük hastayı gece uykusundan uyandırır. Hastalığı teşhise başka belirtiler de götürebilir.Kanserin hacmini iyice artırıp, bir bronşa yayıldığı sırada ortaya çıkan bir solunum güçlüğü duygusudur. Bu durum bir daralmaya yolaçar ve solunan hava akciğere geçemez. Sözkonusu şey, hastanın çevresindekiler tarafından duyulabilen soluk alma sırasında soluk darlığıdır (ya da ötme sesi).Zorlu öksürme sırasında solunum yollarından atılır ve teşhise yardımcı olur.Bu ilerleyici biçimde ortaya çıkan belirtilerin yanısıra, bazı belirtiler de apansızın ortaya çıkarlar:
— zatülcenp (akciğeri kaplayan 2 akciğer zarı yaprağı arasında sıvı birikmesi);
— bir grip sendromu;
— akciğer zarı boşluğunda hava toplanması (havayla genişleyen akciğer zarı boşluğu akciğeri sıkıştırır);
— bir akciğer ambolisi (kanser belirtisi olabilir);
— bir mediyastin basısı sendromu. Gerçekten bronş kanseri mediyastinden (göğsün ortasında yeralan, 2 akciğeri ayıran ve içinden yemek borusunun, sinirlerin, atardamar ve toplardamar gibi birçok organın geçtiği bölge) geçen değişik organlar üstüne bası yapabilir: Sözgelimi, yemek borusu bası altında kalabilir ve bu durum bir yutma güçlüğüne (yiyeceklerin yemek borusundan aşağı inme güçlüğü: disfaji) yolaçabilir.

Akciğer Mantar Hastalıkları


AKCİĞER MANTAR HASTALIKLARI
Akciğerde mantarların gelişmesiyle nitelenirler. Bu hastalığa çok seyrek raslanır; teşhisi de çoğunlukla güçtür. Gerçekten, organizmada birçok zararsız mantar ve mikrop bulunur. Balgamda mantar bulunması mutlaka mantar hastalığının (mikoz) varlığını göstermez. Organizmada normal olarak yaşayan ve zararlı olmayan yalın mantarlar vardır. Ne var ki, zaman zaman bedende bulunan zararsız mantarlar hızla gelişir ve zararlı duruma gelir: Sözgelimi aktinomikoza yolaçan ‘actinomyces bovis’. Arasıra, doğada yaygın olarak bulunan mantarlar da insana bulaşabilir: Candida ve aspergillus gibi. Bazıları aynı zamanda hem doğada hem de insanda bulunurlar (candida). Hayvanlarda zararsız olarak yaşayan ve insana da bulaşabilen mutlaka mantarlar vardır (coccidioides). Mantarların akciğere bulaşmaları nasıl olur?Değişik birçok olasılık sayılabilir: Kişi, bulaştırıcı etkenle (bulaşmış hayvan) ilişkili olmuş ya da mantar içeren tozları içine çekmiş olabilir. Bazen ağız boşluğunda zararsız olarak yaşayan bir mantar akciğere doğru iner ve anormal olarak gelişmeye başlar: A. bovis, candida albicans gibi. Akciğerlerdeki bu mantar çoğalmasına bazı hastalıklarda, özellikle şeker hastalığında ve bronş kanserlerinde raslanır. Günümüzde uygulanan aşırı ve uzun antibiyotik tedavileri, mantar hastalıklarının belirmesinin başlıca sorumlusudur. Organizmada bakterilerle mantarlar arasında bir denge sürmektedir. Antibiyotik alınması organizmada normal olarak bulunan bakterileri yokeder. Böylece, mantar sayısının artması da hastalıklara yolaçar. Mantar hastalıkları birçok organda, özellikle akciğerlerde görülebilirler.

Akciğer Mantar Hastalıklarının Solunum Belirtileri


Akciğerde mantar odağı yoktur, mantar alerjiye yolaçan bir etken gibi rol olarak oynamaktadır. Bu durum, bir bronş iltihabı (bronşit) ya da astımla yansır.Akciğere giren mantar, öksürükle bronşlardan kan çıkarılmasına ve bol miktarda balgama yol açar. Bronkoskopla (bronş çeperini incelemeye yarayan boru)ı gerçek mantar yerleşme odakları görülebilir.Genellikle ivegendirler; çünkü bol miktarda bulaşma olmuştur. Röntgende akciğerlerde yaygın olarak dağılmış birçok odak görülür; bazen bronş akciğer hastalığı asivegendir.Röntgende ura benzer görünümde saydamsızlıklar görülür; bazen bunlar, önceden varolan kovukların dibine yerleşebilirler.

Akciğer Asalak Hastalıkları


AKCİĞER ASALAK HASTALIKLARI
Asalak hastalıkları oldukça ender raslanan hastalıklardır; en sık görülen biçim akciğer köpek kistleridir (hidatik kist). Kistin akciğere yerleşmesi, karaciğere yerleşmesinden sonra olur.Tenya ekinokok (echinococcus granulosus) adlı asalak, köpek gibi etçil hayvanların barsaklarmda yaşar. Asalağın çıkardığı yumurtalar dışkıyla dışarı atılır. Bu arada bazı yumurtalar hayvanın tüylerine bulaşır. Köpeklerle birarada bulunan insanlarda, kıllara bulaşmış yumurtalar ağız yoluyla sindirim sistemine girer. Sindirim sisteminde mide özsuyuyla yumurtanın kabuğunun kırılması sonucunda serbest kalan embriyo, barsak mukozasını 6 çengeli yardımıyla geçer ve toplardamar yoluyla kalbe ve akciğere ya da karaciğerden geçip ikincil olarak akciğere yerleşir ve köpek kistine yolaçar.ve tedaviye çoğunlukla klinik belirtiler ortaya çıkmadan başlanır. Klinik belirtiler bronş tahrişi biçimindedirler: Öksürük, solunum güçlüğü, kanlı balgam. Fiziksel belirti yoktur.Çoğunlukla sınırları çok belirgin, türdeş (homojen), yuvarlak bir saydamsızlık biçiminde görüntü verir. Bu tipik biçimin yanında sınırları belirsiz, yumurta biçiminde görüntüler de görülür. Öte yandan, karaciğere yerleşme açısından, sağ diyafram kubbesinde bir biçim bozukluğu da aranmalıdır. Akciğer kisti ile karaciğer kistinin birlikte bulunmasına sık raslanır ve niteleyici bir görüntü verir.Kistin yırtılması, klinik olarak tükürükte kan bulunmasıyla ve hastanın balgam çıkarmasıyla, röntgen filminde de hava sıvı düzeyli görüntüyle anlaşılır.Bazen kist, akciğer zarının çok yakınında bulunur ve patlamasıyla akciğer zarında hava toplanmasına (pnömotoraks) yolaçar.Bir verem odağı ile ya da urla ilgili saydamsızlık, benzer görüntüler verebilir. Kistin yırtılmasından sonra, bronşlara dağılmayı araştırmak için bronkoskopi uygulanır; aynı yolla bronşlardan emilen sıvıda da, köpek kisti belirtisi olan kalıntılara raslanır. Aslında, hiçbir klinik kanıt teşhisi doğru lamaz; bu yüzden bulaşmayı araştırma bakımından başlıca rolü hastanın sorgusu oynar. Koyun yetiştirilen bir bölgede yaşayan, köpeklerle yakın ilişkide olan ve elinde hastalığı akla getirir bir akciğer filmi olan hastalarda teşhis kolaydır.Bağışıklıkbilim tekniklerinde gerçekleştirilen gelişmeler sayesinde, hastaların kanında köpek kistine karşı oluşan antikorlar böylelikle ortaya çıkarılabilir. Bu antikorların bulunması teşhis açısından çok değerlidir.Belirtiler nerede olursa olsun en uygun tedavi ameliyattır. Hiçbir belirti vermeyen bir kj&t de, tıpkı birçok ihtilata yolaçan kist gibi ameliyat edilir. Bunun için birçok ameliyat tekniği uygulanmaktadır. Kist ve komşu akciğer dokusu çıkarılır; çoğunlukla yalnızca kist çıkarılır (yalın çıkarma). Aslında, kistin çıkarılması tekniği, cerrahın bu konudaki deneyimine, varolan kist sayısına ve ihtilatlar bulunmasına göre değişir. Bu asalağa karşı koymak için, koyun mezbahalarının denetlenmesiyle ve bulaşıcı bölgelerdeki köpeklerin düzenli olarak asalaktan armdırılmasıyla iyi sonuçlar alınmaktadır.

Akciğer Hava Kistleri


AKCİĞER HAVA KİSTLERİ

Bunlar yuvarlak, içlerinde hava bulunan, akciğerlerde yerleşmiş ve bronş örtüsüyle çevrili oluşumlardır.Evrim boyunca az miktarda kan kapsayan ve çok sık çıkarılan kanlı balgamlara raslanır. Evrim süresince enfeksiyonlar ortaya çıkabilir; irinle karışık bir balgama yolaçabilir.Tablo bazen yüksek ateş, bol miktarda balgam çıkarma ve genel durumun bozulmasıyla ivegen olabilir.

Röntgende kist, çevresi kalınlaşmış ve salgıyla dolmuş olarak görülür. Görüntü artık hava sıvı düzeyli bir durum alır (yani alt bölümünde sıvı kapsayan bir bölüm, bunun üstünde hava bulunur.Çok geç ortaya çıkan bir ihtilaftır; kistlerin sayısı çok fazla ise, akciğer alanı bol miktarda dokudan yoksun kalır. Hava alışverişi azalır, bu da çaba harcama sırasında gelen soluk darlığını ve giderek artan solunum yetmezliğini açıklar.


Orta hacimli kistler, solunum alışverişine yansımazlar. Bununla birlikte, evrimleri süresince hacimleri artıp akciğer zarı boşluğuna açılırlarsa, ihtilatlara neden olurlar.Çoğunlukla klinik belirti bulunmaz; kist yalnızca sistemli röntgen muayenesi sırasında ortaya çıkarılabilir. Bazen kanlı balgam, bir enfeksiyon ya da kistin akciğer zarı boşluğuna yırtılması ile akciğer zarı boşluğunda hava toplanması gibi bir ihtilatla kendini belli eder.

Röntgende niteleyici görünümlü, orta hacimli kistler (parlak, yuvarlak, düzenli, düzgün bir kenarla çevrili, ince çeperlidirler) ya da göğsün bir yarısının tamamını ya da yarısını kaplayan büyük hacimli kistler ayırdedilir. O zaman akciğer filminde, göğsün bir yarısında bir parlaklık saptanır; mediyastin (kalp) karşı tarafa doğru yer değiştirmiştir. Ayrıca röntgen filminde hem tepe düzeyinde, hem de kaburga diyafram sinüsünde akciğer dokusu ayırdedilebilinir. Görünüşü nasıl olursa olsun kist, tek ya da çok sayıda olabilir. Hattâ, bütün bir akciğer çok sayıda kistle kaplı olabilir.

Akciğer Sertleşmeleri


Akciğer sertleşmeleri ya da bağdokusu artışları, hava kesecikleri çeperlerinin bağdokusu artışıyla kalmlaşmasıdır; bu durum, akciğer dokusunun esnekliğini yitirmesine ve hava keseciklerikılcal damarlararası alışverişlerin azalmasına yol açar.Akciğer sertleşmesinin en büyük nedeni eskiden akciğer veremiydi; gerçekten, veremin alışılmış evrimi, hozunlarm yerini artmış bağdokusunun almasıydı.Günümüzde, veremle ilgisiz olarak, ilerleyici solunum yetmezliklerine yolaçan yaygın sertleşmeler ayırdedilmektedir. Bu bölümde işte bu yaygın sertleşmeleri açıkca inceleyeceğiz.Yaygın bir sertleşmeye pekçok hastalık yol açabilir.Verem, yaygından çok, yerel bir sertleşme oluştur.Savaş gazları, nitrik asit buharları, akciğer toz hastalıkları, sertleşme tablosu verebilir.Genellikle nedeni bilinmeyen hastalıklarla birlikte görülürler; sözgelimi, sarkoyidozun 3. devresinde yaygın bir bağdokusu artışına tanık olunur; esnek bağdokusu hastalıkları sırasında da yaygın sertleşmeler görülebilir.Bu anormalliğin kökeninde hiçbir hastalık yoktur.

Balgam, Kanlı Balgamlı Kanamalar


KANLI BALGAMLI KANAMALARI
Kanlı balgam nedenleri pekçoktur; ama hastaların incelenmesi, hekimi hızla teşhise götürür. Kalbin dinlenmesi ve toplardamar trombozu belirtilerinin sistemli araştırılması, kalp damar sistemiyle ilgili nedenleri hemen bir yana bırakmayı sağlar. Göğüs filmi ve bakteri incelemesi, verem olup olmadığını aydınlatır. 40 yaşını aşmış bir kişide kanlı balgam, akla hemen bir bronş kanseri olasılığını getirir.


Kanlı balgamın üçüncü büyük nedeni, bronş genişlemesidir. Öteki nedenlerin araştırılmasına, ancak bu olasılıklar bir yana bırakıldıktan sonra başvurulur. Bu durumlarda eksiksiz bir sorgu, bronkoskopi ve tam bir klinik muayene, çoğunlukla teşhisi sağlar.

Kanlı balgamın başlıca nedenidir.

Hastalığı ortaya çıkaran kanlı balgam

Verem teşhisi şunlara dayanır:

— hastanın geçmişinde bir birincil verem, bir bulaşma öyküsü, genel durum bozulması ve sinsi ateş araştıran sorgu;

— öksürük ve ateş varlığını gösteren klinik muayene;

— teşhisi doğrulayacak olan tamamlayıcı muayeneler (radyografi ve tomografiler hastalığı akla getiren görüntüler verirler; bakteri incelemesi temel muayenedir; verem basili tekrar tekrar aranmalıdır).Doku ölümü sonucunda kovuk içindeki damarın yırtılmasının sonucudur; günümüzde çok ender raslanmaktadır.

Kanlı balgam şu durumlarda ortaya çıkabilir:

birincil bir verem sırasında;

— geç bir lenf bezi bronş veremi sırasında;

— özellikle bir iltihap bulunduğunda, verem kökenli bronş daralmaları durumunda.

Çoğunlukla akciğer bronş urlarının başlıca nedenidir; 40 yaşını aşkın erkeklerde kanlı balgam, kanseri akla getirir.Hastalığın belirtisi olan kanlı balgam, ender olarak «ağaç çileği peltesi» görünümündedir. Çoğunlukla az miktardadır.

Sabahları görülür, üst üste çıkarılır; tek basmadır ya da yalın akciğer bronş iltihaplarıyla birliktedir. Çok şiddetli olabilir. Bu durumda, yaygın ur yıkımına bağlıdır.Klinik belirtiler inatçı bir öksürük, mediyastin basısı belirtileri ve çomakparmaklılıktır.

Tamamlayıcı muayeneler çok önemlidir. Röntgen filminde şunlar görülebilir:

— mediyastinde ya da akciğer dokusunda saydamsızlıklar;

— akciğerlerde havalanma bozuklukları;

— akciğer zarında sıvı toplanması. Bronkoskopi çoğunlukla uru ortaya çıkarır ve o sırada alman parçanın (biyopsi) incelenmesi, urun tipini belirler.

Akciğere yayılmalar (metastazlar), kanlı balgamlarla ortaya çıkabilirler.

Özellikle gençlerde nispeten sık görülürler. Çoğunlukla, yalın bir bronş akıntısı biçiminin evrimi sırasında ortaya çıkarlar.

Katışıksız kanamalı biçim (kan), çok ender sözkonusudur. Teşhis, lİpiyodol ile bronkografiye dayanır; bronkografi, genişlemeleri, yaygınlıklarını ve yerlerini gösterir.

Başlıcaları şunlardır:

Enfeksiyon kökenli akciğer hastalıkları

— kusma biçiminde balgam çıkarmaya öncülük eden akciğer apsesi;

— ivegen bakteri ya da virüs kökenli akciğer hastalıkları (gribin kanlı balgama yolaçmasına oldukça sık raslanır).(hidatik kist) ile asperjillozdur.

(Teşhis, röntgen filminde üstünde çok ince aydınlık bir hilal bulunan yuvarlak bir saydamsızlık görülmesiyle doğrulanır; verem basili aranması negatif sonuç verir).

Röntgen filmi normal olduğunda, hastaların 2/3’sinde kanlı balgamın nedeni bronş iltihaplarıdır.

Bunlar arasında bronşa giren yabancı cisimler, bronş astımı, bronş mantar hastalıkları sayılabilir.

Kanlı balgam, hastalığı ortaya çıkarıcı belirti olabilir; tipik olarak parça parça gelen siyahımsı, kanlı bir balgamdır. Ambolinin nedeni olan çevresel toplardamar iltihabı araştırılır:

Kendiliğinden ağrı, baldır yumuşaklığının azalması ve loğusalık, ameliyat geçirmiş olma, yatağa bağlı kalmış olma gibi hazırlayıcı durumların varlığıyla tanınır.Kanlı balgam genç bir kadında ortaya çıkmışsa, sistemli olarak ikili kapak darlığıda araştırılır.

Kanlı balgam bu durumda, çaba harcama sırasında çıkarılan kırmızı kanla nitelenir. Teşhis, kalbin dinlenmesinde anormal kalp seslerinin duyulduğu klinik muayene ile röntgen filmi çekme (büyük bir sol kulakçık görülür), elektrokardiyogram (sol kulakçık yüklenmesi gösterir) gibi tamamlayıcı muayenelere dayanır.

Bunlar arasında ikili kapak yetmezliği, aort yetmezliği ya da darlığı, kalp yetmezliği, atardamar yüksek basıncı, doğuştan kalp hastalıkları sayılabilir.Süite verem basilinin varlığını saptamak için yapılan laboratuvar incelemesinde açık (delici) bir darbe sonucu ortaya çıkan kanlı balgam, bir kaburga kırığı ve akciğer yaralanması araştırmaya yöneltecektir.
Hastaların yüzde 10-20’sinde hiçbir neden bulunamaz. Hastayı düzenli olarak gözetim altında tutmak önemlidir. Çünkü bir akciğer veremi ya da kanseri olasılığı büyüktür.

Akciğer Testleri


Solunum değerlendirilmesinde akciğer testleri yapılır. Akciğer testleri bir araçla ölçülür. Bu araçta bir boru sistemi, kişinin ağzına bağlanır. Borunun ucu körüklü ya da su içerisinde inen çıkan kapalı bir sisteme bağlanır. İnsanların belirli sürelerde ne hacimde hava aldığı ve verdiği, kendilerini zorlayarak ne kadar hava alıp verebildikleri, bu araçla ölçülür. Eğer hava yollarının direncinde bir artma varsa soluk veriş zamanları uzar, miktarları azalır. Bunun sonucunda akciğer işlevlerinin bozulmuş olduğuna karar verilir.

İnsanlann normal bir soluk alış verişte alıp çıkardıkları, kendilerini zorlayarak alıp verebildikleri miktar ya da kendilerini ne kadar zorlarsa zorlasınlar akciğerlerinde kalan hava miktarı, bu araçla kolayca ölçülür. Bunların normalde hangi sınırlarda olması gerektiği yapılan araştırmalarla belirlenmiştir. Eldeki çizelgelerle sonuçlar karşılaştırılarak akciğer işlevlerinde herhangi bir bozukluk olup olmadığı kolayca belirlenebilir. Akciğer işlevlerindeki bozukluklara göre tıkanıklık, hava yollarının hava girişine direnci belirlenir.


Akciğer hacimlerinin ölçümünü günümüzde bilgisayarla yapan araçlar geliştirilmiştir. Bunların boyutları küçülmüş, her yere kolay taşınabilir özellik kazanmıştır. Okul taramaları ile bir çok akciğer hastalığının erken dönemde belirlenmesi imkanıda doğmuştur. Oksijen çadırları yeterli kapalılığa sahip olmaları durumunda gerekli oksijeni sağlayamadıkları için,avantajlı sayılmaz. Günümüzde oksijen kaçırmayan çadırlar yapılmıştır. Bunun içersinde hastanın bakımı ve izlenmesi güçtür.

Oksijen maskesinin üzerine özel delikler konularak belirli oranda oksijenin akciğerlere ulaşması sağlanır. Fazla oksijenin zararlı olabileceği kuşku ile karşılanabilir. Doğrudur. Çünkü solunum merkezinin uyarılması için kandaki karbondioksitin belirli bir basınca ulaşmış olması da böylelikle gerekir. Eğer saf oksijen, verir, kandaki karbondioksit basıncının solunum merkezinin uyarılması için gereken seviyenin altına düşmesine yol açılırsa, solunum merkezi çalışamaz,solunum durur.

Ayrıca aşın oksijen solutulması, akciğer duvarlarının haraplanmasına ve bu duvarda fibrozis gelişmesine de yol açar. Yenidoğan bebeklerde gereğinden fazla oksijen solutulması, göz merceğinin kan damarları ile dolmasına, sonuçta körlüğe yol açar. Hekimler,oksijen tedavisini verirken çok dikkat ederler. Gereğinde kan gazlarını özel araçlarla ölçerek hangi oranda oksijen verilmesi gerektiğini belirlerler. Hastahanelerde hekimin önerileri ile yapılan oksijen tedavisinde tehlike, tamamen kalkmıştır .

Akciğerlerin Nemlendirilmesi


Akciğerlerin kuruması, balgam çıkartılmasını imkansız hale getirebilir. Böyle durumlarda akciğerlerin nemlendirilmesi zorunluluğu doğar. Akciğerlerin nemlendirilmesi için solunan havanın belirli bir oranda neme doymuş olması gerekir. Eğer bu nem sağlanamayacak olursa, solunum yolları kurur. Akciğerlerdeki birikintilerin balgam halinde atılması, imkansız hale gelir. İnsanlar, solunumla havaya bol miktarda su buharı da verirler. Akciğer hastaları yeterince su almayacak olurlarsa dudakların kuruduğu ağızların çatladığı görülür.

Havadaki su buharı belirli bir oranda olmalıdır. Eğer bu, sağlanamayacak olursa, solunum yollarının aşağı bölümleri etkilenir. Günümüzde nemlendirmeyi sağlayacak özel araçlar yapılmıştır. Hastalara verilecek oksijen, özel bir nemlendiriciden geçirilir.


Balgam söktürücü olarak ta nemin büyük yaran vardır. Bir çok balgam söktürücü içersinde en etkini sudur. Akciğer hastalarının bol bol su içerek akciğerlerin deki birikintileri kolayca, sökmeleri sağlanır. Gereğinde hekimler, damardan sıvı vererek akciğerlerin nemlenmesini de kolaylaştırırlar.

Akciğerlerde aşın avı birikiminin ters etki yaptığına kuşku yoktur. Kimi zaman damar sıvıları akciğer zarlarından sızarak bronşların içerisini doldurur. Bu ise akciğerlerin havalanma yüzeyini azaltır. Acil müdahale ilaçları ile akciğerlerde biriken fazla sıvının kolayca ortadan kalkmasını sağlanır. Akciğerlerde sıvı birikimi, dinleme araçları ya da çekilen akciğer filmleri ile anlaşılabilir.

Bu amaçla hava banyoları, akciğer ve solunum yolları hastalıkları, kalp ve kan dolaşım bozukluklarında başarı ile uygunabilir.

Astım Ve Nefes Darlığı


Astım hastalığında ciğerlerdeki ince hava kanalları, iç duvarlarının şişmesi ve bir salgı yapması sonucu daralır. Bu daralma, ciğerlere hava akışını kısmen engelleyerek solunum zorluğuna yol açar. Astım krizlerine bazen bir alerji neden olabilir. Çiçek tozu, kürk, tüy ya da belli yiyeceklere alerjik bünyeler dışında, astım krizlerinin çoğu enfeksiyon yada solunum yollarına kaçan herhangi bir yabancı madde nedeniyle oluşur. Ayrıca, fiziksel ya da psikolojik baskılar da astım krizine böylelikle neden olabilir.

Astım çoğunlukla aileden gelen bir hastalıktır. Ayrıca alerjik nezle, ya da egzema görülen çocuklarda rastlanır. Astım krizleri dört yaşından küçük çocuklarda çok enderdir. Bu krizler genelde ergenlik çağından sonra kesilir.

Belirtileri

Astımın başlıca belirtileri hırıltılı bir soluma sesi ve solunum zorluğudur. Krizler hafif hırıltılardan şiddetli soluk tıkanıklıklarına kadar değişen derecelerde görülebilir. Bazı çocuklarda hırıltı sesi aylarca kesilmez. Diğerlerinde ise iki kriz arasında hiçbir belirti görülmez.

Tedavi

Astım tedavisi, krizlerin sıklığına ve şiddetine göre değişir. Ara sıra görülen krizler için bir spreyle agıza sıkılan, bronşları açan bir ilaç kullanılır. Bu ilaç kriz anında kullanılabileceği gibi, solunum zorluğu yaratacak herhangi Bir jimnastik, ya da hareketten önce önlem olarak da kullanılır. Öte yandan sık görülen krizlerde ve geceleri yoğunlaşan öksürük krizleri halinde, düzenli olarak krizleri önleyici ve hafifletici haplar alınır.

Astım olan çocukların yaşıtlarının faaliyetlerinden geri kalması gerektiği görüşü yanlıştır. Tersine, çocuk için bu faaliyetleri sürdürmek yararlıdır. Yorucu hareketler ya da jimnastik öncesi ilaçların dozunu artırarak çocuğun özellikle yüzme gibi sporlara katılması teşvik edilmelidir.

Astım krizlerinin önlenmesi

Astımlı bir çocuğun, astım krizlerinin nedenleri belirlenerek önlenirse krizler azaltılabilir. Ancak çoğu durumlarda bu krizlerin belli nedenleri yoktur. Deri altından alerjen maddeler verilerek çocuğun alerjileri saptanabilir. Çocuğun kriz öncesi yediği gıdalar veyahut içinde bulunduğu koşullar sürekli olarak izlenerek önlemler da alınabilir.

Örneğin çocuğun etkilendiği psikolojik durumlar belirlenebilir. Bütün bu ayrıntılar kriz nedenlerini ortaya çıkarmakta yardımcı ipuçları olabilir. Ayrıca, bir dağ havası ya da kasaba havasının çocuğa iyi geldiği gözlenebilir.

Astım Hastalığının Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler

Astım, akciğerlerdeki hava borucuklannın (bronşlar) belirli süreler için daralmasına yol açan bir hasta­lıktır. Böyle bir daralma solunum güçlüğüne yol açar. Nezle ve gribe karşı vücudu dirençli tutarak bu has­talıklara yakalanmamak, allerjik re­aksiyon yapan maddelerden uzak durmak, ev ve çiçek tozlarından ko­runmak, sigara, alkol ve şişmanlık­tan kaçınmak, alınması gereken önemli tedbirler arasındadır.

Tedavisi:
* Bir tas suya bir miktar zeytin yaprağı konup kaynatılır. Buharında 15-20 dakika durulur. Boru çiçeği yakılarak dumanında durulur,
* Bir siyah turpun, ortası çukurlaş-tırılıp içine bal konur. Turpun altına bir kap yerleştirilir. Bal, turp suyu ile karışık bir şekilde, turpun altından damlalar halinde sızar. Bu karışım­dan sabah ve akşam birer tadı kaşığı içilir.
* Kaynamakta olan 500 cc. suya, 20 gr. anasonla 10 gr. sığır kuyruğu konur. Bir dakika kadar kaynatılır, 10-15 dakika sonra süzülür, balla tatlandırılarak günde 3 – 4 defa birer fincan içilir.
* 50 gr. toz zencefille 50 gr. kiş­niş, yanm kilo balla karıştırılarak macun haline getirilir. Günde 3 – 4 kaşık yenir.
* 100 cc. süte, ezilmiş 3 – 4 diş sa­rımsak konur ve kaynatılır. Günde 3 – 4 defa birer fincan içilir.
* Kaynamakta olan iki su bardağı süte, 3 – 4 yaprak kara lahana konur. Kır, bir dakika kaynatılır. Soğuduk­tan sonra süzülür. Günde üç defa birer çay bardağı içilir.
* Kaynamakta olan yarım litre su­ya, 20 gr. sinirli ot ile 20 gr. gül hat­mi konur, beş dakika kısık alevde kaynatılır. Soğuduktan sonra balla tatlandırılarak günde 3 – 4 bardak içilir.
* 250 gr. çemen bir kilo balla ka­rıştırılarak macun haline getirilir. Günde 2 – 3 kaşık yenir.
* 100 gr. meyan kökü yarım litre suyun İçinde bir gece bekletilir. Sa­bah olduğunda süzülür ve 100 gr. çam bah ilave edilerek günde üç de­fa birer su bardağı içilir.
* 200 cc. süte 10 gr. deniz kada­yıfı konulduktan sonra 5 dakika ka­dar kaynatılır, soğuyunca süzülür ve günde üç defa birer çay bardağı içi­lir.
* 100 gr. keten tohıımuyla 50 gr. ısırgan tohumu toz haline getirildik­ten sonra bir kilo balla karıştırılır. Günde üç defa birer kaşık yenir.
* Sırta ve göğse havacıva sürülür. Bir kaşık havacıva ile bir kaşık tere­yağı, bir kaşık balla kaynatıldıktan sonra soğutulur ve içilir.

Farenjit ve Larenjit


Üst solunum yolları iltihabıyla birlikte görülen, boğaz enfeksiyonuna farenjit adı verilir. Bu durumda çoğu zaman burun, soluk borusu ve ses tellerinde iltihap, boğazda kuruluk, şişkinlik ve kızarıklık vardır.

Hekim tavsiyesi dışında aşağıdaki bitkisel formüllerden istifade edilebilir.

Tedavisi:

* İki çay kaşığı tuz, bir çay bardağı limon suyunda eritilir. Bu suyla

günde dört defa, 3 -4 dakika gargara yapılır.

* Ateşte çörek otu yakılır, ağız ve burundan nefes alıp verilerek dumanında durulur.

* Bir miktar karalahana yaprağı, saplarıyla birlikte robota atılarak suyu çıkarılır. Bu su ile günde 2 veya 3 defa ağız çalkalanır, gargara yapılır.

* Kaynamakta olan bir bardak suya, bir tutam hatmi çiçeği (ve yaprağı) konur. Kaynatmaya bir dakika daha kısık ateşte devam edilir, sonra süzülür. Bu su ile günde 3 – 4 defa ağız çalkalanır, gargara yapılır.

* Kaynamakta olan bir bardak suya, bir tatlı kaşığı kekik konur, bir dakika daha kısık ateşte bırakılır. Su ılık hale gelince, günde 3 - 4 defa gargara yapılır.

* Kaynayan kekik suyunun buharı üzerinde, ağız ve burundan nefes alıp vererek, beş dakika durulur.