SPONSORLU BAĞLANTILAR

Bebek ve Çocuk Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bebek ve Çocuk Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2010 Pazar

Büyüme ve Gelişme


İnsanlarda ve hayvanlarda vücud yapısının temelini teşkil eden hücreler da:ma ikiye bölünerek ayrılırlar ve böylece her bir hücreden iki ayrı ve yeni hücre meydana gelir. Bir süre sonra bu iki yeni hüc­reden her biri, ikiye bölünerek 4 hücre meydana gelmiş olur.
Hücrelerin bu şekilde devamlı ikiye bölünmeleri ve hücre sayı­sının artması ile insan vücudunda yer alan derinin, (kemiklerin, kas­ların, organlariın büyümeleri meydana gelir. Sonuç olarak da insan vücudunun büyümesi ve gelişmesi böylelikle ortaya çıkar.
Hücrelerin bölünmesi ve bir hücreden iki hücrenin meydana gel­mesi olayı biyolojinin en önemli olaylarından sayılmaktadır. Buna tıp dilinde MİTOZ olayı denir. Bu ise basit bir olay olmaktan çok uzak­tır.
Hücreler bir taraftan bölünür ve çoğalırken, diğer taraftan da yaş­lanmış ve yaşama yeteneğini kaybetmiş hücreler ölürler ve çeşitli yollardan vücuttan dışarı atılırlar. Şu halde, doğa insan vücudunu oluşturan hücrelerin bir taraftan çoğalmasını, diğer taraftan da ölme­leri sonucu azalmasını ön görmüştür. (Aynen ağaçlarda gördüğümüz gibi. Bir taraftan yapraklar yaşam gücünü yitirir, sararıp dökülürler-konj diğer taraftan da taze yeşil yapraklar doğar ve gelişirler.) De­mek oluyor ki, doğa yaşayan yaratıklarda iki güç arasında bir denge oluşturmuştur. Ancak, bu denge doğuştan ölünceye kadar yaşam bo­yu ayni düzeyde sürüp gitmemektedir, insanın yaşına ve çeşitli ko­şullara göre bu denge değişir.
özellikle ana rahminde ve doğumdan sonra takriben 25 yaşına kadar bu denge çoğalmadan yanadır. Bildiğiniz gibi bir kadının gebe kalabilmesi İçin ancak mikroskop ile görülebilen bîr erkek cinsiyet hücresinin bir kadın cinsiyet hücresi ile buluşması ve aşılaması ge­rekir. Aşılanmış ‘bir kadın yumurtası önce iki hücreye bölünür. Sonra her bir hücre tekrar ikiye bölünür. Birkaç gün sonra bu çdğ|ajan hüc­reler bir dut tanesi görünümü alır. Sonuç olarak, gözle görülemiye-cek kadar küçük olan aşılanmış kadın cinsiyet hücresinden (yumur­tasından) 9 ay 10 gün sonra 3-4 kilo ağırlığında cinsiyeti belli, baş, kol ve bacakları ile tüm organ ve sistemlerin vücudunda bulunan bir yav­ru doğmaktadır. Bunun anlamı şudur: Hücreler görülmemiş bir hızla bölünüp sayıları çoğalmış, oysa ölen hücrelerin sayıları ise çok ardır ve sınırlıdır. Böylece, doğumdan sonra da takriben 25 yaşına kadar insan vücudu sürekli bir büyüme ve gelişme gösterir.
25 yaşından sonra denge değişir. Hücrelerde çoğalma oranında bir azalma görülür. Ço’ğplma mekanizması yavaşlar ve fakat durmaz. Cysa yaşamını kayıp eden ve ölen hücrelerin sayıla:rı ise çoğalır. Böy­lelikle insan vücudunda büyüme ve gelişme hemen hemen durur.
ileri yaşlarda ise denge yine değişir. Çoğalma çok azdır. Oysa hücrelerin yaşama olanaklarını kaybetme ve ölmeleri çoğajlır. Böylece Meri yaşlarda insanların zayıfladıkları ve hatta vücut yapılarında oran­tılı olarak bir küçülmenin yer aldığını görürüz.
Şu halde, hücrelerin bölünme ve çoğalmasını etkileyen çeşitli faktörler vardır: Hücrenin cinsi, görevi, bulunduğu yer, insanın yaşı, aoyaçekim, beslenme, iklim, meslek ve çevre etkileri gibi… Her ne ka­dar, genel olarak insan vücudunun temelini oluşturan hücrelerde:
Anne rahminde ve
25 yaşlarına kadar: Çoğalma çok ölümler az
25 . 60 yaş arası: Çoğalma ve ölümler takriben aynı oranda
60 yaşından sonra: Çoğalma az ölümler çok,
bir kural olmakla beraber, gerek çocuklarda ve gerekse yetişkinler­de bazı şartlar altında bu genel kural değişir, örneğin, bazı hastalık­larda özellikle uzun süren hastalıklarda veya uzun süren açlıkta hüc­reler bölünme ve çoğalma yeteneğini kayıp ederler.1 Bunun yanı sıra,hastalık, ateş ve vücuda girmiş mikropların etkinlikleri sonucu hüc­relerin daha çabuk ölmeleri yer alır. Böylece, bir taraftan çoğalma azalırken diğer taraftan da hücrelerin erken ve zamansız ölümleri so­nucu sayılarında azalma artar ve insanları zayıflatmış ve hatta bazan erimiş görürüz.
Kitabımızın birinci bölümünde, hücrelerin büyüklükleri ve şekil­leri ne olursa olsun bu farklı görünüşlerine karşın, bütün hüorelem ortak bir temel yapı planına sahip oldukları kesindir demiştik. Ancak, erkek cinsel hücresi (sperma) ile kadın cinsel hücresi, yumurtası için­de bulunan çekirdeğin yapısı diğer hücreterinkinden değişiktir, ken­dilerine ve soyun sürekliliğini ssfğlama görevine öz, ayrı ve özel bir yapıya sahip olduklarını da belirtmiştik.
Şimdi, cinsiyet hücrelerinin çekirdek yapıları dışında diğer bir özelliklerinden söz etmek istivanız. Cinsivet hücreleri dışındaki tüm hücreler kendilerine öz belirli bir zamanda ikiye bölünürlerken, kadın veya erkeğe ait cinsiyet hücreleri ancak birbirlerini aşıladıktan sonra bölünürler ve çoğalmaya başlarlar. Aşılanmak olanağını bulmayan er­kek veya kadın cinsiyet hücreleri bir süre yaşadıktan sonra ölürler ve bölünme çoğalma yer almaz. Şu halde, cinsel birleşmede kadın haz­nesine (Vaginasına) dökülen milyonlarca sperimlerden ancak bir ta­nesi kadın cinsiyet hücresini (yumurtasını) yaikalar ve aşılar, diğer­leri ise bir iki gün içinde ölürler. Eğer bunlardan biri aşılama olana­ğını sağlayamaz ise o da ölüme mahkumdur. Aynı şekilde, kadın yu­murtalığından çıkan yumurta bir iki gün içinde aşılanmaz ise bu hüc­re de ölüme gider.
Erkek cinsiyet hücresi (sperma) nın baş kısmı, dişi cinsiyet hüc­resi yumurtanın zarını delerek sitoplazmasiının içine girer ve çekirde’k ile birleşir. Bu olaya aşılanma veya döllenme diyoruz. Dişi cinsiyet hücresi aşılandıktan sonra ancak ikiye bölünür ve bunlardan her biri tekrar ikiye ayrılarak bölünür. Bu yer aldıktan sonra diğer tüm hüc­reler gibi çoğalmağa başlar.
Sonuç olarak, özetliyecek olursak insan vücudunda yer alan çe­şitli cins hücreler büyüklükleri ve şekilleri dışında aynı yasaya uyarak ikiye bölünmek ve tekrar bölünmek suretiyle sayıları artar. Oluştur­dukları organlar ve tüm vücut yapısı da büyür ve gelişir.

Beslenmenin Kanser hastalığına Etkileri


BESLENME
Kanser hastalığı, bilindiği gibi normal fonksiyonu, büyüme ve çoğalma düzeni bozulmuş hücrelerden oluşur. Kanser, şimdiye kadar saydığımın ve daha da sayacağımız karsinojenler, derişik faktörler, iç ve dış etkenlerden oluşmaktadır. Bu görüş açısından konuya bak­tığımızda, yenilen ve içilen besin maddelerinin de bir kısmının sin­dirim yolunda bazı yerlerin hücrelerini de etkilemeleri ve kansere müsait bir zemin hazırlamaları normaldir. Kuşkusuz bu etki yenilen maddenin cinsine, hazırlanmasına, özelliğine, miktarına ve yenilme süresine bağlıdır. Çünkü, tüm meyve, sebze ve çeşitli hayvan etlerinin sindirimi aynı biçimde değildir. Bazılarının kolay bazılarının da güçtür.
Beslenmenin bu hastalığa nasıl etkili olduğunu bir iki örnek ve­rerek açıklayalım: Dünyada en çok mide kanseri Japonlarda görül­mektedir. A B. Devletlerinde ise, bu oranın takriben dörtte biri ka­darı görülmektedir. Kalın bağırsak kanseri ise, dünyada en çok Çin’de görülmektedir. Japonlarda ise kalın bağırsak kanserinin gö­rülme oranı A. B. Devletlerindekinden takriben altı da bir oranında yani çok daha seyrek olarak görülmektedir.

Japonlar deniz mahsullerini, özellikle tütsülenmiş balık çok yer­ler. Ayrıca kendilerine öz yemekleri vardır. Japonya’dan A. B. Deyletlerine göç etmiş göçmenlerde yıllar sonra, mide kanserimin Ameri­kalılar oranına düştüğü saptanmıştır. Diğer taraftan Japonlar’da gö­rülen kalın bağırsak kanserinin oranı ise Amerikalılarınki oranına çıkmıştır zamanla. Amerikan mutfağı ve beslenme şekli çok değişik­tir, Japonlarınkine nazaran, ingiltere’de ise beslenme Amerikalılara benzer. Bu nedenle, Amerika gibi ingiltere’de de mide kanseri çok az, kalın bağırsak kanseri çok daha fazla görülmektedir. Bu kanser­lerin her iki ülke de görülme oranları birbirlerine yakındır.
Literatürde yer alan ve beslenme ile ilgili bir örnek daha vermek isteriz. Amerikalılarda ve ingilizlerde kalın bağırsak kanserinin sık görülmesi, fazla miktarda ve sürekli yenen yağlı sığır etinin, neden olduğu ileri sürülmektedir. Bu görüş açısından (baktığımızda, ingiliz­lerden yüzde 20 daha fazla sigar eti tüketen iskoçlarda ise, bu has­talığa yakalananların sayıları çok daha yüksektir ingilizlere oranla.

Gerçekten sindirim sistemi (özellikle mide ve kalın bağırsak)kanserleri son yıllarda üzerinde durulan kanserler arasındadır- Be­sinlerin yapıları itibariyle bir çok elementleri, fermentleri ve şimik maddeleri kapsarlar. Bunlardan bir kısmı yapıları dışında, pişirme şekli, besinlerin saklanma şekli fazla sıcak veya soğuk yenmeleri ve ayrıca lezzet, koku sağlamak için yemeklere çeşitli kardallar, acılar vesaire gibi ilâveler sonunda, aslında pek zararlı olmayan element­lerden, fermentlerden ve şimik maddelerden bir kısmı bu uygulama­lar sırasında karsinojene çevrilebilmektedirler.

Sindirim kanserlerinin kalkınmış, ileri ve zengin batı ülkelerin­de daha sık görülmelerinin, bugün kabul edilen nedeni beslenıme teklidir. Buralarda, meyve ve sebze gibi kalın bağırsaklarda posa bırakan yiyeceklerin az yenilmesi, buna karşılık hayvansal protein­lerinin ve özellikle yağlı sığır etinin, diğer yağların fazla miktarda yenmeleri özellikle kalın bağırsak kanserlerine sebep olmaktadır. Ayrıca, sindirim sistemine aşırı ve kuvvetli alkol alınması bu sebep­leri güçlendirmektedir.
Beslenmenin (yiyeceklerin) dışında, içilen su ve değişik sıvıların da bazan zararlı maddeler kapsadığı bir gerçektir. Bu husus ülke­miz dışında bazı dış ülkelerde gösterilmiştir, örneğin, Almanya’da içilen bazı sularda fazla derecede arsenik bulunduğu saptanmıştır. İçme sularının dışında, hergün sayıları artan çeşitli renk ve tadlardaki serinletici içecekler arasında en emini saf meyve sularıdır. Renk ve tad verici şimik maddelerin zararı, bu maddelerin içeceklerdeki miktarına ve bunların içilen miktarına ve sürekliliğine bağlıdır.

Doğuştan Kalp Hastalıkları


Doğuştan kalp hastalıkları
3 tanedir:
— akciğer atardamar kapağı darlığı;
— karıncıklar ve kulakçıklararası bölme açıklıkları;
— atardamar kanalının kapanmamış olması.
Sağ kalp kapak hastalıkları
Bunlar akciğer atardamar kapakçıkları ve üçlü kapak hastalıklarıdır.

Sınıflandırma: Toplardamarların topladığı kan, büyük toplardamar gövdeleri tarafından (üst ve alt ana toplardamarlar) kalbin sağ kulakçık bölümüne getirilir. Burada üçlü kapaktan sağ karıncığa geçer ve akciğer atardamarı deliğinden akciğer atardamarına pompalanır. Böylece ciğere ulaşan kan, oksijenle yüklenip «kırmızı kan» haline gelir ve akciğer toplardamarlarından sol kulakçığa gider. Orada, ikili kapak deliğinden sol karıncığa geçer. Sol karıncık, bu kanı büyük dolaşım şebekesine pompalar (atardamar kanı). Kan, önce aorttan (aort kapa-ğıyla sol karıncıktan ayrılan ilk atardamar gövdesi) geçer. Kalbin boşluk ve bölmelerinin başlıca atar ve toplardamar gövdelerinin oluşması sırasında, çok sayıda oluşum bozukluğu ortaya çıkabilir. Bu bozukluklar gebelik sırasında (bazen annede kızamıkçık hastalığı gibi belirli nedenlere bağlı olarak) ya da doğum sırasında (ilk soluk alma, dolaşım sisteminde önemli değişiklikler yapar) ortaya çıkar.

Kalp hastalıkları tiplerine göre sınıflandırılabilir.

Darlıklar: Birkaç çeşittir:

— akciğer atardamar darlığı (sağ karıncık çıkış yolunda, akciğer atardamarı kapağında ya da akciğer atardamarının dallarında görülen darlık);

— aort kapağı darlığı ya da göğü? aortunun yerel darlığı;

— kulakçıklar-karıncıklararası kapakların darlıkları.

Sağ kalp-sol kalp arası anormal ilişkiler: Kalbin çeşitli boşlukları ile atardamar ve toplardamar gövdeleri arasındaki anormal ilişkiler, atardamar kanı ile toplardamar kanının birbirine karışmasına neden olur. Sözkonusu anormalliklerin nedenleri şunlardır:

— atardamar kanalının kapanmamış olması

(akciğer atardamarı ile aort arasında ilişki);

— kulakçıklar arasında ilişki (delik) bulunması;

— karıncıklar arasında ilişki (delik ya da bölme açıklığı) bulunması;

— ortak bir atrium-karıncık kanalı bulunması;

— daha ender olarak da, sol karıncık ile sağ kulakçık arasında ya da aort ile akciğer atardamarı arasında ilişki bulunması.

İlerisinde yeralan bir engelle birlikte anormal ilişkiler, atardamar kanı ile toplardamar kanının birbirine karışmasına (soldan sağa geçiş) neden olur (mavi hastalıklar).

Çeşitli engellere raslanabilir:

— akciğer atardamarı darlığı engeli (karıncıklar arasında bir ilişkiyle birlikteyse «Fallot dörtlüsü», kulakçıklar arasında bir ilişkiyle birlikteyse «Fallot üçlüsü» diye nitelenir);

— kulakçıklararası ilişkiyle birlikte üçlü kapak engeli (üçlü kapak deliğinin kapalı kalması, Ebstein hastalığı);

— kulakçıklar ya da karmcıklararası ilişkiyle birlikte akciğer atardamarcığı darlığı (Eisenmerger hastalığı).

Bölmeler hiç yoksa ya da kötü oluşmuşsa, atardamar ve toplardamar kanlarının karışması her iki yönde olur-.

— kalpten aort ve akciğer atardamarı yerine tek ve büyük bir damar gövdesi çıkar (truncus arteriosus = ortak atardamar kanalı);

— büyük damarlar yer değiştirmiştir (transpo-zisyon): Aort sağ karıncıktan, akciğer atardamarı sol karıncıktan çıkar; tek karıncık;

— karıncıklar yer değiştirmiştir, Taussig – Bing hastalığı, çift çıkışlı sağ karıncık.

Doğuştan olan öteki kalp ve damar anormallikleri: Yukarda sayılanlar dışında, 4 çeşit anormallik daha vardır:

— kalbin normal yerinde olmaması (situs in-versus), yani sağda yeralması (dekstrokardi);

— atardamarlar ve toplardamarlar arasında ilişkiler (kısa devreler);

— aorttan çıkan çeşitli atardamarlarda anormallikler;

— engel oluşturmayan kapak anormallikleri (aortun 2 kapaklı olması, ikili kapak ya da aort yetmezliği).

Teşhis: Hekim, kalp üfürümünün farkına genellikle, sistemli bir muayene sırasında ya da bir başka hastalık nedeniyle muayene sırasında varır. Bu durumda iki noktaya dikkat etmek gerekir:

— çoğunlukla kalp üfürümü doğuştan değildir; az ya da çok geç farkına varılması, daha önceki dinlemelerin kötü olduğu anlamına gelmez;

— kalp üfürümü her zaman kalp hastalığı anlamına da gelmez, «işlevsel» denen türden yalın bir üfürüm de sözkonusu olabilir (gerek kalp atışlarının hızlanması, gerekse çocuğun beden biçimi, sözgelimi göğüs kafesinin dar olması nedeniyle).

Bu nedenle, gereksiz yere korkuya kapılmak-tansa, çocuğu birkaç gün sonra yeniden hekime götürmek ya da bir kalp uzmanına danışmak daha doğru olur.

Ayrıca, çocukta beden ve kilo gelişmesinin duraklaması, morarma (mukozalar, dudaklar, deri, özellikle de tırnaklar), çabuk yorulma, beklenmedik bir kalp yetmezliği ya da benzeri başka olaylar, bir kalp oluşum bozukluğu araştırmayı gerektirir.

İhtilatlar: Enfeksiyon, bütün çocuklar için tehlikelidir. Enfeksiyon durumunda çeşitli tehlikeler sözkonusu olabilir:

— atardamar kanları toplardamar kanlarına karışan (sol-sağ geçişli) çocuklarda bronş-akciğer enfeksiyonu;

— toplardamar kanları atardamar kanlarına karışan (sağ-sol ya da ters geçişli) çocuklarda (mavi hastalık) beyin apsesi;

— kulakçıklar arasında bölme açıklığı dışında. Osler’in kalp içriarı iltihabı.

Su yitimi de ciddi bir tehlikedir; bazı çocuklarda zaten fazla yüksek olan kan ağdalılığını (özellikle mavi hastalıklı çocuklarda) daha da artırarak, beyinde damar tıkanmalarına yolaçabilir. Bu nedenle, sağlık koruma kurallarına kesinlikle uymak, özellikle de kalp hastası süt çocuklarının kakalarını denetlemek, ateş yükselmelerini önlemek, çocuğu aşırı sıcakta bırakmamak ve su içmek istediğinde engel olmamak gerekir.

Ayrıca, bütün doğuştan kalp hastalıklarının normal evriminde kalp yetmezliği de yeraldığın-dan, çocuk düzenli olarak uzman denetiminde olmalıdır.

Tedavi: Küçük çocuğa bazıları güç olan tamamlayıcı incelemeler uygulamak gerekip gerekmediğine, kalp uzmanı karar verir. Cerrahi girişim gerekliliğine ve zamanına karar verecek olan da odur. Tıp dalındaki en büyük değişikliklerin, özellikle İkinci Dünya savaşından bu yana, doğuştan kalp hastalıkları alanında gerçekleştiğini unutmamak gerekir.

Bu gelişmeler, günden güne karmaşıklaşan (ve 1950′den önce varlığı bile bilinmeyen hastalıkların teşhisine olanak veren) araştırma tekniklerinin bulunması ve günden güne daha gözüpek cerrahi girişim denemeleri sayesinde gerçekleşmiştir.

Bir uzmana göre, «çocuğu tehdit, eden üç telr-like: Enfeksiyon, su yitimi ve… çevresindekilerin kötümserliğidir». Gerçi, ana-babanm, çocuklarının hastalığı karşısında korkmaları doğaldır; ama, bu korkudan kaynaklanan ve çevredeki kişiler tarafından da büsbütün abartılan «çocuğun üstüne aşırı biçimde kol-kanat germe eğilimi» zararlıdır.

Bu nedenle çocuğu gereksiz yasaklamaların boyunduruğundan kurtarmak ve normal ya da normale yakm bir yaşam sürmesine olanak vermek gerekir.

Kalp hastalıkları, aşıların yararlanılmasını gerektirmez. Tersine, aşıların elden geldiğince erken yapılmalarını gerektirir.

Kuşpalazı, tetanos, çiçek, verem ve çocuk felci aşılarına kalp hastası çocuklar, öteki çocuklar kadar iyi katlanırlar. Yalnızca ciddi bir kalp yetmezliği, aşıların geciktirilmesini gerektirebilir.

Bu durumda da, boğmaca ve kızamık aşıları tehlikesiz ve mutlaka gereklidir.

Hasta çocuğun yetiştirilmesi elden geldiğince normale yakm olmalıdır. Sözgelimi, topluca oynanan oyunları toptan yasaklamamak gerekir; yalnızca hekim, bazı oyunları yasaklayabilir.

Çocuğun okulu çok uzaksa, ders saatleri çok uzunsa ya da havalar çok soğuksa bazı düzenlemeler gerekli olabilir.

Bronş iltihapları (bazı kalp hastası çocuklarda sık raslanır), çok soğuk havaların neden olduğu ya da artırdığı kırıklıklar, zaman zaman hastaneye kaldırılma gereği, «mavi çocuklar»ın okula, öteki çocuklar kadar düzenli gitmelerini önler; ama, ana.-babaların sorumluluktan kurtulmak için çoğunlukla okul yöneticilerince de desteklenen çocuğu evde tutma eğilimleri, dizginlenmelidir.

Bu çocukların beden eğitimi derslerine katılmamaları kesin bir kural değildir; tersine, çocuğun olanaklarına uyarlanmış, ölçülü beden etkinlikleri yararlıdır.

Çocuk, yetenekleri dışında kalan çabalara itil-memeli (spor yarışmalarına katılması yasaktır), ama gerek tedaviden önce, gerekse sonra, kalp karıncıkları ya da kulakçıkları arasında küçük bir delik bulunduğu için her türlü beden çabasından uzak tutulmamalıdır. Çünkü, bu durumda omurga biçim bozukluğu, çarpıntı, solunum yetmezliği, hattâ şişmanlıkla karşılaşılabilir. Oysa, hastalığı hiç bilinmese ve çocuk, çok yoğun olanlar dışında ölçülü beden çabalarından alıkonmasa, bu tür sakıncalar ortaya çıkmaz.

Çoğunlukla bu çocukların çevresinde, hastalık durumlarının her zaman gerektirmediği bir kaygı havası yaratılır; bu durum da çocuğun ruh sağlığınıda böylelikle etkiler.

Oynamaları, koşmaları, bisiklete binmeleri, yüzmeleri ya da dağa çıkmaları (hele hiç bir yakınmaları yoksa, kalpleri normal hacimdeyse ve yetmezlik belirtisi göstermiyorsa) engellenmemelidir.

Genel olarak, deniz düzeyinden 1500 m’den yüksek yerlerden ve fazla sıcak iklimlerden kaçınman gerekir.

Sonuçlarsak, her şey kalp hastalığının tipine ve ciddiliğine bağlıdır ve gerekli değerlendirmeler, çocuğu yakından izleyen ve günü gününe dosyasını tutan hekimin görevidir.

Yeni Doğum İçin Aile Bireylerinin Düşünceleri


AİLE ÜYELERİNİN TUTUMU

Aile bireyleri doğumu değişik biçimlerde algılarlar.

Anne, hafifleyeceğini düşünerek bir miktar rahatlar; son aylar geçmek bilmez ve yorucudur. Gebelik kadının bedenini de, ruhsal yaşamyıı da değiştirir; kadın eski görünümüne kavuşmayı özler.

Ama bu arada doğumdan korkmaktadır da. Doğuma kendini ne kadar iyi hazırlamış olursa olsun, acı duyma korkusu, iyi sonuçlanmamış doğumlarla ilgili işittikleriyle birlikte aklını kurcalar.

Doğum için ruhsal hazırlığı tamam değilse, korkuya kapıldığı ve sırf bu yüzden normal olarak gidebilecek bir doğumu güçleştirdiği olur.

Çocuğun normal olup olmayacağı da kadın için bir kaygı kaynağıdır. Bu nedenle ister doğumevi, ister özel klinik, isterse hastane olsun, doğumun yapılacağı yerde hoş ve rahat bir hava esmesi gereklidir. Genç kadını hızla rahatlatmak ve kendini güven içinde hissetmesini sağlayarak korkusunu azaltmak gerekir.

Doğum tamamlanıp korkular ortadan kalktıktan sonra anne, sevinçle bebeğine bakarken her şeyi unutur. İsteyerek gebe kalmış ya da gebeliğini kolaylıkla kabul etmişse, gebelik bir kadının kadınlığını tam anlamıyla geliştiren bir ruhsal zenginleşme kaynağıdır.
Yeni Doğum İçin Aile


Kardeşlerin tepkisi

Biraz duygulu bir çocuk için, yeni gelen kardeş büyük bir coşku kaynağıdır.

Ağabey ya da abla, doğumu, tanıdığı herkese ve okula gidiyorsa, arkadaşlarına büyük bir sevinçle haber verir.
Bebekle aynı. cinstense, kendini bu yeni gelene oranla üstün görür.

Karşı cinsten bir bebek karşısında ise, abla ya da ağabey, her bilinmeyen şey karşısında duyulan kaygıyı duyar.
Gelen, tam olarak beklediği cinsten bir bebek olmayıp onu biraz şaşırtsa bile, çocuk pek aldırmaz buna. Düş gücü sayesinde yeni bebeği olduğundan farklı, hattâ kendisi gibi görme eğilimindedir. Doğumevindeki annesiyle telefonda konuşan 3 yaşındaki küçük kız gibi o da: «Kardeşimi ver anne, onunla da konuşacağım!» derse, buna şaşmamak gerekir. Abla( ya da ağabey daha büyükse şaşkınlık ve kaygı fazla şiddetli olmaz; hele evde zaten birkaç kardeşseler, daha da zayıflar.

Çocuklar, kendileri açısından sakıncalarını bilmekle birlikte, bu önemli haberi öğrenmekten ve yaymaktan sevinç duyarlar. Kuşkusuz en başta gelen sakınca, annelerinden on gün kadar uzak kalmalarıdır.

Çok duyarlı ve çekingen çocuklarda, yeni bir kardeşin doğması, büyük ölçüde rahatsız edici bir etken olabilir. Bazen de ana-baba, annenin doğumevinde kalacağı süre için, çocuğu başka yere gönderirler. Yakın ilgi görüp şımartılacağı için, aile içinde bu pek önemli değildir; ama yabancı bir yere, sözgelimi aile dostlarından birinin evine gönderiliyorsa, babası akşamları gelip onu alsa bile, bu geçici uzaklaşmayı «papucunun dama atılması» biçiminde yorumlayıp, bir süre rahatsız olabilir.

Bebeğin İlk Dişlerin Çıkması


DİŞ ÇIKARMA

Anne, bebeğinin ilk dişini çıkarmasını sabırsızlıkla bekler. Gecikme olursa kaygıya kapılır.

Çocuğun büyümesiyle ilgili cetvellerde olduğu gibi, burada da ortalama değerler sözkonusu edilemez.

İlk dişlerinin 13 aylıkken çıkmasına karşın gecikmeyi hızla kapatan çocuklar görülmüştür.

İlk dişlenmede 20 diş vardır; toplam 48 kesici, 8 ön azı ve 4 köpekdişi çıkar:

— 6 vede 12 ay arasında: 2 alt orta kesici, 2 üst orta kesici, 2 alt yan kesici, 2 üst yan kesici;

— 12-16 ay arasında: 2 alt ön azı, 2 üst ön azı;

— 18-20 ay arasında: 2 alt köpekdişi, 2 üst köpekdişi;

— 24 vede 30 ay arasında: 2 alt ön azı, 2 üst ön azı.

Dişlerin patlamasına paralel olarak gelişen pek çok rahatsızlığı, anneler bu nedene bağlar. Çocuğun ağlaması, huzursuz olması gibi bazı belirtiler gerçekten dişlerin çıkışma bağlı olmakla birlikte, bu konuda pek umursamazlık göstermemek gerekir. Bebek canı yanıyormuş izlenimi veriyorsa, rahatlatıcı bir fitil vermekle yetinilebilir; ama, yüksek ateş, çok anormal sindirim bozuklukları ya da önemli bir burun-boğaz iltihabında, hekime başvurmak yeğ tutulmalıdır.
bebegin ilk disleri


Çocukların, yürüme denemeleri sırasında yüzüstü düşerek bir dişlerini kırdıkları olur. Dişin kalan parçası çok dayanıksızdır, gözetilmesi gerekir.

Kırık, dişeti düzeyindeyse, önce gazlı bez ya da pamukla bastırılarak kanama durdurulur ve çocuk dişçiye götürülür. Genellikle, ikinci dişlenmeyi beklemek tek çare olacaktır.

Kırık diş yerinden oynamışsa, dişçinin bunu çıkarması gerekebilir. Bağlantı sağlamsa, oynamanın bir süre sonra durması ve dişin yeniden hareketsizleşmesi beklenebilir.

Fizyolojik olsun ya da olmasın öğütlenmez; çünkü gereksizdir.

Üstelik, pis olduğu için burun-boğaz iltihaplarına yolaçar; anne de, mendili ya da önlüğü ile silerek yeniden çocuğun ağzına verir ya da kendisi yalayıp temizler (!). Bu davranışlar, çocuğa mikrop kaptırmak için birebirdir. Burun-boğaz iltihaplarının ve mikrop kökenli ishalin altında, bu davranışları aramak gerekir.

Üstelik, çocuk saatlerce emip duracağı için hava da yutar.

Gerçi emzik çocuğun uslu durmasını sağlayabilir. Ama, «emip durduğu sürece kimseyi rahatsız etmiyor!» diye düşünmek yanlıştır.

Ayrıca, emzik kötü bir alışkanlığa yolaçar; kolay kolay vazgeçilemez. 3 yaşma gelmiş çocuğun hâlâ ağzında emip durduğu bir şeyle dolaştığı görülür.

Bazıları, emecek bir şey bulamayan çocuğur başparmağını emeceğini, bunun dişleri çarpıltaca-ğını, zaten biberonların da dişleri çarpılttığını söylerler. Oysa, çocuk ellerini kullandığı için, başparmağını o kadar sık ememez; ayrıca, elleri sık sık yıkanmaktadır. Bir çocuğa ellerini yıkaması öğretilir, ama, biberonunu yıkaması öğretilmez.

Yeni Doğmuş Bebeklerin Solunum Yolları



Ağzın ve boğazın durumu

Solunum yolları pek çok ve çeşitli enfeksiyonlara uğrayabilir:

— yeni doğmuş bebeklerin ve süt çocuklarının ağzı, özenli bir gözetim gerektirir: Geçmeyen küçük beyaz noktacıklar pamukçuk işaretidir; çocuğun iştahı da azalır;

— sık sık, özellikle kışın mikrop kapan burun da temizlenmeli ve bakımı iyi yapılmalıdır. Süt çocuğu, zamanının büyük bölümünü yatarak geçirdiğinden, burun enfeksiyonları kulaklarına ve sindirim sistemine de sıçrayabilir; bebek rahat soluk alamaz, gözleri kızarır ve yaşlanır; bulaşıcı bir hastalıktan korkulur;

— enfeksiyon boğaza yerleşmiş olabilir. Bakıldığında, boğazın kızarmış olduğu ve arka tarafında burundan inen mukozalar görülür. Çocuk içtiğini güçlükle yutar, zaten içmek de istemez; soluk almakta az ya da çok güçlük çeker; hekim muayenesi gereklidir.bebeğin solunum yolları

Birkaç gün süren bir burun-boğaz enfeksiyonundan sonra çok önemli bir solunum güçlüğü (soluk darlığı), karnın üst bölgesinde göğüs kafesi altında soluk alma sırasında içeriye çekilme ve boğuk bir öksürük görülebilir. Bütün bunlar, ciddileşme tehlikesi gösteren ve acil tedavi gerektiren bir gırtlak iltihabının ilk belirtileridir.
Kakanın durumuHerhangi bir değişiklik, sindirim sistemi kökenli olabileceği gibi bir iltihaba bağlı da olabileceğinden, çok önemlidir.
Kakanın yumuşamasıyla birlikte kusma, anneyi hemen hekime başvurmaya yöneltmelidir. Kaka, çok kötü kokulu, köpüklü, bazen sıvı kıvamdadır; âdeta fışkırır ve kendiliğinden gelir.

Bebeğin görünüşü de değişir: Acı çeker gibidir; mama yemesi ile kusması arasında pek az zaman geçer. Durum birkaç saat içinde son derece ciddileşebilir. Sözkonusu hastalık 20 vede 50 yıl öncesine kadar çoğunlukla ölümle sonuçlanan zehirlenmedir (merkezi sinir sistemi bozukluklarıyla birlikte ciddi ishal). Özellikle yaz mevsiminde olmakla birlikte kışın da görülebilir.

Mutlaka hekime başvurmayı gerektiren bir başka kusma – kaka belirtisi daha vardır. Bu ikincide, kaka, miktarının çokluğu ve kokusuyla dikkati çeker; sıvı halde değildir; sıkı ve yapışkandır. Sık sık, nöbet halinde öksürük görülür. Bu belirtiler pankreas kökenlidir. Teşhisin doğrulanması için hastanede tıbbi muayene gereklidir. .

Bunun tersi bir durum olan ve bazen günlerce sürebilen kabızlık da, çocuk büyük olsa bile, doktora bildirilmelidir. Karın gergindir, arasıra apansızın gelen ishaller görülür; kısa süreli olan bu ishallerin yerini yeniden kabızlık alır. Nedeni, barsakta bir oluşum bozukluğu olabilir. Yukardaki son iki belirtiler topluluğundan burada sözetmekten amacımız, süt çocuğundaki ya da küçük çocuktaki bütün barsak bozukluklarının, (ilk belirtiler çocuğun genel durumunu etkileyecek nitelikte olmasa bile) üstünde durmak gerektiğini anlatmaktır.

Çocuğun kakasını denetlemek her zaman yararlıdır. Kakada genellikle iğnekurtları familyasından küçük beyaz kurtlara Taşlanabilir. Kurt bulunması ayrıca sinirlilik, sancı tipinde karm ağrıları, genellikle geceleri duyulan makat kaşıntısı gibi belirtiler de verebilir. 15 gün ara ile 1 doz müshil verilmesi etkili olur- Zamanında tedavi edilirse tehlikeli değildir.

Başka belirti olmaksızın kusma

Çeşitli nedenlerden ileri gelebilir ve anneyi korkutur. Genellikle çocuk üç haftalık olduktan sonra ortaya çıkar ve gündüz, karnı aç süt çocuklarında daha artar. Mamanın sonuna doğru ya da mamadan hemen sonra görülür. Mide kapısı darlığını düşündürür.

Bazen 1 yaşından büyük çocukta, ön belirtiler olmadan ya da pek az ön belirtiyle apansız kusmalar görülür. Kuvvetli bir ekşi koku varsa ve sidikte yoğunlaşma izleniyorsa, aseton işemeye (asetonüri) bağlı kusmalar akla gelmelidir. İyi tedavi edilirlerse tehlikeli değillerdir.

Kusmalar, beslenme rejiminin ve bazı besinleri bünyenin kaldırmamasınm sonucu da olabilir.

Bebek süt rejimindeyse, hekim çeşitli sütleri denedikten sonra, bebeğin bünyesinin süt kaldırmadığına karar verebilir.

Yumurta da, yedikten yaklaşık 2 saat sonra fışkırma tipinde kusma yapabilir. Çocuğa birçok kez yumurta yedirdikten sonra hep aynı tepki görülmüşse, yumurta vermekten vazgeçilmelidir.

Döküntüler

Döküntüler genellikle, bulaşıcı hastalıkları akla getirir. Oysa bulaşıcı hastalıkların çocuk 5 aylık olmadan önce görülmesine çok ender raslanır.

Çocuk her an mikrop alabilir; çevrede okul çağında çocuklar bulunması ve eve gelen komşu çocukların sonradan hastalığa yakalanması, bebeğin hırçmlaşıp burnunun akmaya ve gözlerinin parlamaya başlaması gibi ön belirtilerden sonra, teşhise yön verici olgulardır.

Süt çocuklarında başka döküntüler de görülebilir (bir başka çocuktan alınan mikroplara bağlı olanların dışında)

— impetigo (çakmak hastalığı), yerde emekleyerek hareket etmeye başlayan bebeklerde sık görülen bir rahatsızlıktır: Kırmızı sivilceler biçiminde ortaya çıkar; sivilceler kabarır, sarımsı renkli ve kalın kabuklar oluşturarak hızla yayılır (sürekli sürtünmeler de yayılmayı kolaylaştırır). Öteki çocuklara, hattâ yetişkinlere bulaşmasına oldukça sık raslanır. Bulaşma, oyuncak ve çamaşırlar yoluyla olduğundan, temizliğe büyük özen göstermek- gerekir;

— kabaetlerde görülen döküntüler (pişik), alt bölümü sertleşmiş iri sivilceler biçimindedir; temizlik kurallarına gereğince uyulmamasının sonucudur;

— kurdeşen, 3 yaşından küçük çocuklarda pek görülmez; buna karşılık prurigoya (kaşıntılı bir deri hastalığı) daha sık raslanır.- Nöbetler halinde ilerleyen ve bazen haftalarca sürebilen, şiddetli kaşıntılar yapan bir döküntüdür. Kabarcık ya da kesecik biçimli sivilcelerin oluşturduğu kahverengi kabuklar düştüğünde, yerlerinde iz kalır. Bu hastalık, suçiçeğine benzemekle birlikte ayırdedil-mesi kolaydır.

Ağrılı bir bölgenin ortaya çıkması

Küçük çocuk pek az konuşabildiğinden ya da hiç konuşamadığından, neresinin ağrıdığını açıkça belirtemez. Ağrının yerini arayıp bulmak ana-babaya düşer.

Kulak

Kulak iltihapları, kulaklarda sık sık ağrıya neden olur. Bunlar genellikle, bir burun-boğaz iltihabının orta kulağı mikroplandırması sonucu ortaya çıkarlar; yatar durumda bulunmak hastalığın yayılmasını kolaylaştırır. Süt çocuğu sık sık başını yastığa sürter, ağlar ve acı çektiğini belli eder; ateş, fışkırma halinde kusmalar ya da ishal gibi belirtiler de görülebilir. Sürekli oturabilen ya da ayakta durabilen çocuklarda, kulak iltihabına daha az raslanır.

Boğaz

Bebek, aç ya da susuz olduğu halde yemek ya da içmek istemiyorsa, anjin türünden bir yutak iltihabı sözkonusu olabilir: Ateş yüksek, boğaz kızarmış ve ağrılıdır.

Kollar

Bazen az ya da çok işlev yitimiyle birlikte kollarda şiddetli ağrılar görülür. Bu bir büyüğün, çocuğun merdiven çıkmasına ya da inmesine, paltosunu çabucak giymesine «yardım» amacıyla kolunu dikkatsizce çekmesi sonucudur.

Bazı çocuklarda hiç bir şey olmaz, bazısında ise eklemlerden biri, bu davranışlar sonucunda (omuz ya da dirsek düzeyinde) yerinden çıkar. Hekim, çıkığı kolayca yerine oturtabilir.

Karın

Süt bebeğinin karm ağrıları gelip gidici sancılar tipindedir ve aldığı besinlere bağlıdır. Bebek ağlar ve kıvranır. Rahatlatmak için karnına dairesel hareketlerle masaj yapılır. Ağrı geçmiyorsa ya da sık sık tekrarlıyorsa, beslenme rejimini gözden geçirmek gerekir.

Daha büyük bir çocuk karm ağrısından yakınıyorsa kakasına bakıp, kurt olup olmadığını görmek gerekir. Yoksa ve ağrı daha çok sağ taraftaysa, apandis iltihabı (apandisit) akla gelmeli ve hekime başvurulmalıdır.

Kasıklar

Kasık fıtığı olan bir süt çocuğu, sürekli gözetim altında tutulmalıdır; çünkü, fıtığın dışarı çıkmasını önlemek gerekir.

Çocuk apansızın çok ağlamaya başlarsa fıtık sargısı denetlenmeli ve gerekiyorsa fıtık elden geldiğince çabuk yerine sokulmalıdır. Fıtık boğulması tehlikeli bir ihtilattır ve acil cerrahi girişim gerektirir.

Bakım

Aşırılığa kaçılmamak, ama umursamazlık da edilmemelidir. Bebekler sözkonusu olduğunda kararların çabuk alınması gerekir.

Ateşi düşürme yolları

Çırpınma tehlikesi büyük olduğundan (bu, beyin için zararlı olabilir), küçük çocuğun ateşi yükseldiğinde önlem almak gerekir. Anne, çocuğu «ateş bastığını» anlar anlamaz ateşini ölçmeli ve aspirinli bir fitil koymalıdır.

Odanın durumu ve bebeğin giyimi denetlenmelidir.

Her ateş yükselişinin denetlenmesi gerekir. Ateş, fitil konduktan yarım saat sonra azalmış olmalıdır. Fitil yerine çocuğa, şekerli su içinde ateş düşürücü bir toz da verilebilir.

Yazın süt çocuğunu ateş basarsa, serin bir banyo (çocuğun beden ısısından 2°C daha soğuk) yaptırılabilir; ayrıca, aynı suda bir bez ıslatılarak 5-10 dakika çocuğun başına konur.

Solunum yollarının bakımı

Solunum yolları kışın sık sık dolar ve ateş yükselmesine neden olur.

Çocuğun daha rahat soluk almasını sağlamak için, burnu sık sık temizlenmelidir. Birkaç damla mikrop kırıcı ilaç da kullanılabilir.

Bazı anneler, çocuğun göğsüne merhem, viks, v.b. sürerler. Pek yaygın olmamakla birlikte lapa kullananlar da vardır.

Çocuk öksürdüğü zaman öksürük şurupları verilmelidir. Burun – boğaz iltihapları, önemsenmezlerse ihtilatlara yolaçabilirler. Sindirim yollarının bakımı

Süt çocuğu ishal olduğunda, günlük mama listesine havuç püresi eklenebilir (çocuk bunu kolayca yer); ayrıca pirinç suyu da verilebilir.

Kaka yumuşaklığı (hafif ishal), pirinç suyu. pirinç unları, havuç çorbası ya da lapalaştırılmış havuçla rahatça giderilebilir.

Bütün bu besin maddelerinin etki ilkeleri birbirinin aynıdır ve yeterlidir. İshal daha ciddiyse, anne, sütü kesmeli, çocuğa su içirmeli ve hekime başvurmalıdır. İshalin kendi kendine geçmesini beklemek, son derece yanlış bir davranıştır.

Sağlıklı bir çocukta görülebilecek kusmalar, biberon içeriğinin kıvamı unla koyulaştırılarak azaltılabilir (çoğunlukla). Ayrıca, bebek mamasını yedikten sonra, biraz daha uzun süre yarı oturur durumda tutulur. Mamanın koyulaştırılması, genellikle kusmaları geçirir.

Derinin bakımı

Her şeyden önce temizlik kurallarına uymak gerekir: Bebeğin altı sık sık değiştirilerek pişikler, başı şampuanla yıkanarak da kabuk oluşması önlenmelidir. Yalın pişik görüldüğünde pudra ve merhem kullanımı bırakılmalı, kabaetlerde yüzde l’lik eyozin ya da civa türevi cinsinden renklendirici bir madde sürülerek, olanak ölçüsünde çıplak bırakılmalıdır. Sivilcelere karşı 10 litre suya 1 gram hesabıyla permanganat banyosu öğütlenir. Bebek 5-10 dakika bu banyoya sokulduktan sonra, aynı madde ile sivilcelere tampon yapılır. Üstüne hiç bir ilaç koymadan kabaetleri çıplak bırakmak uygundur.

İmpetigoda (çakmak hastalığı), bozunlar mikrop kırıcı bir eriyikle temizlenmeli, sonra hekimin öğütteyeceği antibiyotikli bir merhem ya da metilen mavisi tipi çok etkin bir renklendirici madde sürülmelidir.

Hekime ne zaman başvurulmalıdır?

Hemen tedavisi gereken ateş yükselmesi durumu dışında, çocuğa herhangi bir ilaç vermeden önce) hekime danışmak gerekir. Bir hastalığın tekrarlatmasında kullanılacak ilaç farklı olabilir.

Aşağıdaki durumlarda vakit geçirmeden hekime başvurulmalıdır:

— fitil konduktan ya da bebek aspirini verildikten sonra da ateş düşmüyor ya da yükselmeyi sürdürüyorsa;

— çocuk soluk almakta güçlük çekiyor, inliyor ya da soluk alması hızlanıyorsa;

— çocuğun ishali çok suluysa ve az miktarda

bile verilen sıvı besinleri tutamayıp kusuyorsa, yüzü değişiyor, rengi soluyor ve deride kırışıklıklar beliriyorsa, bebek hareketsiz kalıyor ve hızla kilo yitiriyorsa, çoğunlukla hastaneye kaldırılması gerekecektir.

Bazı durumlarda her dakika değerlidir. Bu nedenle, ana-baba hekime güvenmeli ve gerektiğinde başvurmalıdırlar.

Yapılmaması gereken şeyler

Bebeğin ateşi yükseldiğinde ilk ve en sık yapılan şey, üstünü iyice örtmektir. Oysa ateş, süt çocuğunun beden ısısı kararlılığının henüz kurulmamış olmasından ileri geldiğinden, bu davranış son derece yanlıştır. Bebeğin üstü ne kadar örtülürse, ateşi o kadar yükselir. Bu nokta özellikle yaz aylarında, bebeğin ateşi dişleri çıkmakta olduğu için yükseldiğinde ve çok sıcak odalarda önemlidir. Nezleli bir küçük çocuk, ateşi yoksa ve hava yumuşaksa dışarı çıkarılabilir. Hava değiştirmesi iyidir; ayrıca, tıpkı büyüklerde olduğu gibi (uzun süre kapalı kalırsa), ilk dışarı çıkışında hastalığın tekrarlama tehlikesi vardır.

Kabaetlerde döküntü (pişik) başgösterirse, hele bu döküntü kabarcık ve aşınmak türdense, pudra ve merhem kullanılmamalıdır. Bu iki madde, bozunlarm kurumasını engeller ve enfeksiyonu artıran kabuklar oluşturur.

Çocuklarla uğraşan kişilerin (dolayısıyle annelerin) en büyük kusurları, çocuğun sağlık durumunu iştahına göre değerlendirmeleridir. Oysa bebek, tıpkı yetişkinler gibi tepki gösterir. Nasıl yetişkin, gündüzleri mevsimlere ve sağlık durumuna göre düzensiz yemek yerse, çocuk da öyle yapar. Durum süt çocukları için de aynıdır.

Yemek yeme isteksizliğine saygı göstermek gerekir; yoksa bunun iştahsızlığa dönüşme tehlikesi vardır. Çocuğun isteksizliği genellikle ateş ya da hastalık dönemlerine raslar: Acıkmaz; yedirilme çabalarına direnir; bu tutumuyla 6t7 aylıktan başlayarak (bazen daha da önce) durumdan yararlanmaya koyulur.

Çocuğa mama veren kişinin, hele çocuk hasta ya da yorgunsa, zorlamamak gerektiğini mutlaka anlaması gerekir. Besin eksikliği, bol” miktarda ve çeşitli içeceklerle giderilebilir.

Bir hastalık belirdiğinde, daha önceki hastalıklarda başvurulmuş antibiyotikler, kortizon tü
revleri; v.b. özgül ilaçları kullanmak çok tehlikelidir. Bunlar teşhisi yanıltabilir, geciktirebilir ya da hiç bir etki göstermeyebilir.

Bebeğin alt bakimi: Dünyada hiç bir şeyin süt bebeğinin cildi kadar nazik ve duyarlı olmadığı unutulmamalı, yıkamadan önce, su emdirilmiş bir pamukla silinmelidir. Yıkamadan sonra derinin sağlıklı kalması için, A ve D vitaminleri içeren bin merhem sürülerek bu hassas deri, sidik ve kakanın tahrişinden korunmalıdır.

Sağlık karnesi

Çocuğun kimlik kartı gibidir. Ana-baba, hattâ bazen hekimler, sağlık karnesine gereken değeri vermezler..

Karnenin görevi doğumevinde başlar; dolayısıyle tutulmaya da doğumevinde başlanır. Karneye bütün aşılar ve tarihleri, bulaşıcı hastalıklar, çocuğun ağırlığı, beslenme rejimi ve değişiklikler, emzik dönemi, verilen unlu besinler, sebzeler, vitaminler ve dozları kaydedilir.

Olağandışı bakımlar (tıbbi ya da cerrahi gerekçelerle hastaneye kaldırılma, kan verme, tetanos serumu, v.b.) da karneye yazılmalıdır. Bütür. bunlar, ilerde, çocuğun organik tepkilerinin anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

İyi tutulmuş bir sağlık karnesini okuyan hekim, küçük hastasını hemen tanır. Ana-baba, çocuğun tıbbi geçmişini her zaman gerektiğince arılatamayabilir, özellikle kaygılıyken ya da panik içinden bunu yapamaz. Bu bakımdan sağlık karnesi, yolculuklarda da birlikte bulundurulmalıdır Süt çocukları tatillerde de hastalanabilir; sağlık karnesi varsa ve iyi tutulmuşsa, hekim aradığı bütün bilgileri burada bulacaktır.

Karnenin bir üstünlüğü de sağlık fişleri’ gibi kolayca yitirilmemesi ve çok çocuklu bir anneyi çocuklarının hastalık ve aşılarıyla bunların tarihlerini birbirine karıştırmaktan korumasıdır.

Genç anne, bebeğinin sağlık karnesinin önemini bilmeli ve gereken özeni göstermelidir.

Bütün bu saydıklarımıza karşın sağlık karnesi tutulmamışsa, çocuk hastalandığında hekime başvurulduğu zaman (özellikle çocuğu doğumundan beri gören hekimin dışında.bir hekim sözko-nusu olduğunda), çocuğa verilmiş eski reçeteler de ana-babanm yanında bulundurulmalıdır.

Hasta Çocuğun Rahatının Sağlanması


HASTA ÇOCUĞUN RAHATININ SAĞLANMASI

Oda

Süt çocuğu ana-babanın odasında yatıyorsa yatağının kolayca ulaşılabilecek ve karşıdan bakmakla denetlenebilecek bir yere yerleştirilmesi gerekir.

Bebeğin kendi odası varsa, daha rahat ve daha iyi dinlenmesi sağlanır. Bebek hastayken fazla eşyaya gerek duymaz. Bu bakımdan, gerekli olmayan giyecek ve oyuncaklarını kaldırmak, çocuğun sarılarak uyuduğu bir oyuncak ya da bebek varsa, yalnız onu bırakmakla yetinmek iyi olur.

Buna karşılık, bakımı için gerekebilecek şeyler el altında olmalıdır.

Çocuk daha büyükse, bitkin olduğu sürece oynamaz; ama, ateşi biraz düşer düşmez, dikkatini bir noktada toplayamadığı için bütün oyuncaklarını birlikte ister. Fazla oyuncak vermemek ve gününü uyuyarak geçirmesini sağlamak daha iyi olur.hasta çocuk

Odası havalandırılmalıdır. Bunun için, çocuğun üstü örtülür ve pencere, hava doğrudan çocuğun üstüne gelmeyecek biçimde açılır. Bu sırada öteki odalarla hava akımı olmamasına dikkat etmelidir. Havalandırma kısa süreli olmalı, özellikle hava güzelse, günde 2-3 kez tekrarlanmalıdır. Oda ısıtılıyorsa, havasının kurumaması için nem durumunu denetlemekte yarar vardır. Oda temizlenirken de, ıslak bez, sünger, v.b. kullanılarak toz. kaldırmamaya dikkat edilmelidir. Herhangi bir nedenden ötürü ıslak bez kullanılamıyorsa, sözgelimi döşeme parkeyse, süpürge yerine kuru bir yünlü kumaş parçası kullanılmalıdır.
GiyimÇocuk fâzla giydirilmemelidir; üst üste 3-4 zıbın ya da kazak giydirmek yararsızdır.
Bütün giyecekler, bakımı kolay olanlardan seçilmeli, kullanışlı ve sancı olmalıdır; çünkü çocuk, yattığı yerde üstünü açma eğilimindedir.

Pijama, özellikle çocuğun bütünüyle soyunmasına gerek duyulmadan, iç çamaşırlarının değiştirilebilmesini sağlayan pijamalar, son derece uygundur.

Yünlülerden kaçınılmalı, özellikle ten üstüne giydirilmemelidir: Terleme ya da kusma sonucu pişik yapabilirler.

Çocuğun giyecekleri, hele çok terliyorsa, Sık sık değiştirilmeli ve giyeceklerinin içinde rahatlatılmalıdır.

Karyola

Hasta çocuk karyolasına yatırılmalı, karyola hava akımlarından ve şiddetli ışıktan etkilenmeyecek bir yere yerleştirilmelidir.

Karyola, bebeği bağlamaya gerek göstermeyecek kadar derin olmalıdır. Normal zamanda bile öğütlenmeyecek bu yöntemden, çocuk* hastayken büsbütün kaçınmak gerekir; çünkü hasta çocuk sıkıntılıdır, kurtulmaya çalışırken debelenebilir. Çocuk hastayken bile, canı çektiğinde oturabilmeli, hareket edebilmeli ve tehlikesizce ayağa kalkabilmelidir.

Yatak takımı da kullanışlı olmalıdır. Hasta çocuğun beden ısısı normaldekinden daha yüksek olduğundan, terlemeyi artıran sentetik maddeden yapılmış çarşaflardan kaçınılmalı, ter emici pamuklular yeğ tutulmalıdır.

Çocuğun sürekli olarak kuru çarşafta yatabilmesini sağlamak için yeterince yedek çarşaf bulundurulması iyi olur; üst üste yorgan, battaniye, v.b. örtmekten mutlaka kaçınılmalıdır

Yeni Doğmuş Çocuğun Hareketleri ve Kasları


HAREKETLER VE KASLAR

Hareketler ve yürüyüşün gelişmesi

Çocuğun hareketlerindeki gelişme, bedensel gelişmesinin aynasıdır ve çok karmaşık bir sinirsel, duygusal ve zihinsel öğeler bütününe bağlıdır.

Yaşamın ilk günleri

Normal gebelik süresi sonunda doğmuş olan çocuk, zamanının en büyük bölümünü uyumakla geçirir.

Yeni doğmuş çocuk, dinlenirken dölyatağı içindeki konumuna girerek dertop olup yatar: Belkemiği henüz kifoz (kambur sırt ya da öne doğru içbükey sırteğriliği) halini korumaktadır:

Kolları bedenin her iki yanında, önkolları göğüs üstünde katlı durur. Alt üyelerini karnına çekmiştir. Baş hareketlerine egemen değildir.
yeni doğmuş bebek

Yeni doğmuş çucuk çok hareket eder. Hareketlerinin özelliği bakışımsız, zamansız, kopuk kopuk ve denetimsiz oluşlarıdır. Kol ve bacaklarını böyle .hareketlerle açıp kapatır.

Kalp atışları küçük çocuğunkinden ve yetişkininkinden hızlıdır. Dakikada 130-150′yi bulur.

Akciğerleri de, çaba harcamakta olan sporcununkiler gibi, dakikada 40 soluk alıp verir.

Deri duyarlığı çok gelişmiştir (bu duyarlık genel durum testi olarak kullanılır).

Doğumla birlikte, tad alma duyusu vardır. Yeni doğmuş çocuk hoşuna giden lezzetli şeylere çok duyarlıdır; biberonu (bazen anne memesini de) beğenmezse, almayabilir.

Ağız-yutak hareketliliği vardır: Meme emer (emme refleksi) ve sıvıları yutabilir.

Gözün hareketliliği başlangıç aşamasındadır. Güçlü bir ışık karşısında gözlerini kırpıştırarak tepki gösterir ve gözbebekleri küçülür. Doğumundan 3-4 gün sonra gürültüye silkinerek tepki göstermesi iyi işittiğinin kanıtıdır.

Yeni doğmuş çocuk, iç organlarındaki her türlü belirtiye karşı da çok duyarlıdır; ağlar, huysuzlanır.

Yaşamının ilk günlerinden başlayarak refleks hareketlerden oluşan yoğun bir etkinlik gösterir.

Otomatik yürüme refleksi

Düz bir yüzey üstünde dik tutulan yeni doğmuş çocuk, ayaklarını birbiri arkasından, yürüyormuşcasına oynatır. Bu refleks birkaç hafta sonra yiter.

Moro refleksi ya da yere düşme refleksi

Çocuk apansızın yere bırakılır gibi yapılır ve hızla aşağı doğru düştüğü duygusu uyandırılırsa, kollarını açar.

Emme refleksi

Çok gelişmiştir. Çocuğun reflekslerinin en erken başlayanı ve en uzun sürenidir.

Arama refleksi

Yeni doğmuş çocuğun ağzının, burnunun ya da çenesinin köşeleri gıdıklanırsa, başını uyarının yapıldığı yöne çevirir.

Yakalama refleksi

Bebeğin parmakları çok güçlüdür. Avucuna bir şey konması, parmaklarının şiddetle kapanmasına neden olur. Bebek elleriyle parmaklarınızı yakaladığı zaman ayaklarını yerden kesebilirsiniz.

Kol kavuşturma ya da kucaklama refleksi

Şiddetli bir gürültü karşısında görülür. Bebek kollarını kaldırır, ellerini açar, sonra, kollan birini kucaklıyormuş gibi birbirine yaklaşır.

İlk üç ay

İlk üç ayın büyük bölümünü çocuk, yatarak geçirir. İyice uzanmış olmasına, başının bazen bir yana, bazen öteki yana çevrilmiş olmasına dikkat edilmelidir. Çoğunlukla bunlardan birini seçer; kendi haline bırakılır da haftalar boyu başı hep aynı tarafa dönük yatarsa, kafatası kemiklerinin ve boyun kaslarının gelişmesi bundan zarar görebilir.

Çocuk 1 aylıkken başını kısa bir süre için kaldırabilir; 3 aylık olduğunda dik tutmayı becerir.

Çocukta kas gerginliği her zaman, normalin biraz üstündedir: 2,5 aya doğru kolları henüz büküktür, ama bacaklarını artık uzanmış durumda tutar. 1.-3. aylar arasında, kıtıkla doldurulmuş oyuncak bebeklere benzer. Kaslarını güçlendirmek için, altı değiştirilirken hareket etmesine, bacaklarıyla havada pedal çeviriyormuş gibi hareketler yapmasına olanak verilmelidir. Tabanını gıdıklayarak ayak kasları da uyarılmalıdır. Tabanı gıdıklandığında bebek ayak parmaklarını büker. Bu hareket, taban eğriliğinin oluşması için çok yararlıdır.

Çocuk otururken, omurgası hâlâ daire yayı biçimindedir; gövdesi uyluklarına değer (kifoz durumu sürmektedir).

İki aylıkken çocuk, gözlerini herhangi bir şeye dikebilir, ama eşya yer değiştirirse, gözleriyle izleyemez. Bu yaşta, şaşılığa çok sık raslanır.

3 aylık olduğunda, yer değiştiren bir şeyi gözleriyle izleyebilir; artık, başının hareketlerine de egemen olduğu için, bunda başından da yararlanır. 3.-6. ay arasında maması kaşıkla verilmeye ve içeceğini bardaktan içmeye alıştırılmaya başlanır.

Üç aylıktan altı aylığa

Çocuk, çevresindeki her şeye ilgi duymaya başlar, gürültü yapar, kıpırdar. Işığa duyarlıdır. Başını da her yöne çevirir.

Kolları, bacakları elle açılıp kapatılarak hafif beden eğitimi hareketleri yaptırılması yararlı olur.

Ayrıca, oyun oynarken, bir yandan da kaslarını güçlendirmesine yardımcı olmak gerekir.

Bebek yere karmüstü yatırılır; anne, elini bebeğin ayaklarının altına dayayarak hareket etmesini sağlar; bebek bu eli destek alarak ilerlemeye çalışır, bu arada karın ve bacak kaslarını güçlendirir.

4. vede 5. aylara doğru, dinlenme halindeyken bacakları gibi kollarını da düz tutmaya başlar, kas gerginliği normale yaklaşır. Bacaklarıyla «pedal çevirme» hareketleri yapar. Bu, çoğunlukla sevinç belirtisidir.

Aynı yaşa doğru, yüzükoyun yatırılan süt çocuğu, önkolları üstünde doğrularak başını kaldırır.

Yüzükoyun yatarken, ilgi duyduğu bir şeyi izlemek için başını kaldırması, 5.-6. aylara doğrudur. Bu hareketi, boyun ve omuz kaslarının güçlenmesi sayesinde yapar.

4. aya doğru hareketli bir eşyayı çok iyi izlemeye başlar.

Bir eşyayı yakalamak için uğraşmaya da aynı dönemde başlar. Bu, ilk günlerdeki yakalama refleksinden bütünlükle farklı, istemli bir harekettir; ama hareketlerdeki eşgüdümsüzlük ve beceri eksikliği henüz yitmemiştir.

5 aylıkken bebek, gözdiktiği bir şeyi, her iki koluyla havayı tarayarak yakalar.
Bu aydan sonra çocuk, arasıra oturtulmaya başlanır. Bunun yavaş yavaş ve alıştırarak yapılması gerekir, çünkü çocuk için hâlâ çok yorucudur. İlk günler birkaç dakika koltuğunda oturtulur; daha sonra, 3.-4. aylara doğru da, üstünde yarı uzanmış olarak durduğu, ama çevresinde oîfip bitenleri daha iyi izleyebileceği, şezlong tipi keten iskemlelere oturtulabilir. Ayrıca 5.-6. aylar arasında bebek, ilk kez yer değiştirir: Bazen yüzükoyun, bazen sırtüstü döner.

Altı aylıktan dokuz aylığa

Çocuk altı, altı buçuk aylığa doğru, bir yere dayanmadan, bacaklarını 90° açarak oturmaya başlar. Ama bu durumda uzun süre oturması omurgasına zarar verebileceğinden, dikkat etmek gerekir. Günler ilerledikçe çocuk, oturma durumunu ilerletir: 8. aydan sonra öne, daha sonra da arkaya doğru dengesini bulmaya başlar.

9 aylıkken ilk kez tek başına oturur ve yanlara doğru dengesini de sağlar.

Bebek 6 aylıkken, ayakta tutulduğu zaman yumuşak bir oyuncak bebek gibidir: Bacakları oynar, sonunda dizleri bükülür ve yere oturuverir. 7,5 aylıkken, annesinin yardımıyla, kısa bir süre ayakta durabilir. 8-9 aylıkken bunu ellerinin yardımıj’-la yapar. Park ve ilk dik konçlu ayakkabı zamanı gelmiştir. Emeklemeye de bu dönemde başlar, 10 aylıkken ayakta durur. Artık ayaktayken oturabilmekte, otururken ayağa kalkabilmektedir. Bunun için parkının ya da karyolasının, bir sandalyenin parmaklıklarına tutunur.

Her şeyi elleri ve ağzıyla araştırır. Bu nedenle, yutabileceği, kendisi için tehlikeli olabilecek her şeyi elinin ulaşamayacağı yerlere kaldırmak gerekir.

On bir aylıktan on üç aylığa

Anne ve babasının yardımıyla yürür. Artık en sevdiği uğraşı hareket etmektir; hareketlerini düzgünleştirmek için çaba harcar, küçük şeyleri yakalar, top izler, bir anlamda dünyayı keşfe çıkar.

Çok uslu, keyifsiz, hareket etmek istemeyen ve zamanını sıkılıp bıkmadan ellerini seyretmekle geçiren çocukta, sinirsel bir bozukluk sözkonusu olabilir. Bu durum ana-babayı kaygılandırmak ve çocuk uzman bir hekime gösterilmelidir.

On üç aylıktan on beş aylığa

Kendine güveni artmış ve yardım istemeden yer değiştirebilir duruma gelmiştir.

On beş aylıktan on sekiz aylığa

Yeni yeteneklerini geliştirmektedir. Daha «kararlı» yürür, dengesini bulmaya çalıştığı izlenimini vermez.

18 aylık çocuk her şeyi eller. Bu yüzden de bir sürü saçmalık yapar, pek çok şey kırar… Çevresini araştırmaya çıkar. Tehlikelerle dolu bir girişimdir bu!..

On sekiz aylıktan üç yaşına

Çocuk 18 aylıkken merdiveni emekleyerek (dört ayak) çıkar. 18-20 aylar arasında annesinin elini tutarak ayakta iner. 22. aya doğru, düzgünce inmeye başlar. Topa tekme atmaya başlar, müzik duyduğunda kendiliğinden dans etmeye koyulur.

2 yaşında artık bir «büyük» olmuştur ve kendine bir büyük gibi davranılmasını ister. Merdiveni de tek başına inip çıkar.

30 aylıkken, yardım olmaksızın, tek bacağının üstünde dengede durabilir.

2 vede 3 yaşına geldiğinde bedenini artık iyi tanımaktadır. Geniş yere gereksinir, gücünün bilincine varır. Ne boyda olursa olsun, eline geçeni oradan oraya taşıyarak kol ve omuz kaslarını, koşarak, atlayıp zıplayarak da bacak kaslarını güçlendirir.

El ve ayak hareketlerini eşgüdümlü kullanmayı öğrenmiştir. Bu, çocuk için çevresini fethetme çağının geldiğini gösterir: Bunun için kullanacağı taşıt, üç tekerlekli bisikletidir.

Çocuğun İlk Çığlıkları ve İlk Sözcükleri


İLK ÇIĞLIKLAR VE İLK SÖZCÜKLER

Konuşma, çocuğun zekasının en belirgin göstergelerinden biridir.

Çocuğun konuşması için, sinir hücrelerinin belirli bir olgunluk kazanmış olması gerekir. Öte yandan konuşma, duygusal yaşamın öğelerinin tümüne, bu arada da çocuğun başkalarıyla sözle ilişki kurma gereksinimine bağlıdır.

Bu alandaki gelişme aşağıdaki biçimde olur:

— doğum sırasında çocuk ilk çığlıklarını atar;

— 2. aya doğru çocuk, önce a gib;i sesli (ünlü) harfleri çıkarır ve sabahtan akşama kadar tekrarlar. «Konuşması» kendisini iyi hissettiğini, mutlu olduğunu, yani karnının tok, altının kuru olduğunu gösterir. Kendi söylediklerini dinleyerek söz ve işitme alıştırmaları yapar;

— 5 vede 6. aylara doğru sesli ve seasizleri (ünlü ve ünsüzleri) birlikte kullanmaya başlayarak (sürekli meme emmek, damak ve dudak kaslarını daha etkin, becerikli ve duyarlı yapmıştır) «ba, pa, ta, da, ma, va» gibi ilk hecelerini söyler;

— 6. ve 9. aylar arasında da alıştırmalarını sürdürür; ilk hecelerini tekrarlar, sonra «ge, ga» gibi daha gırtlaktan gelen hecelere ilgi gösterir;
bebegin-ilk-sozleri

— 10. ve 12. aylar arasında kendine özgü kelime dağarcığı oluşur; «baba, anne., atta, hala» demeyi öğrenmiştir (bu sözcükleri bazen aynı ânda pek çok anlam için kullanabilir). «Hayır» demesini bilir ya da en azından anlamının farkındadır; bu dönemde aşağı yukarı bütün sesleri çıkarmaktadır ve sözcükleri telaffuza hazırdır;

— 15 aylıkken, «baba, anne, atta»ya, bozuk telaffuz ettiği, ama anlamlan açıkça anlaşılan başka kelimeler ekler;

— 18 aylık olduğunda sözcük dağarcığında yaklaşık 20 sözcük vardır;

— 21. ayda sözcük dağarcığı 100′ü aşmış, «anne, gitmek» gibi, sözcükleri eşlemeye başlamıştır;

— 24. ayda gerçekten konuşmaya başlar”, çok sözcüklü cümleler yapar, kendinden adıyla sözeder;

— 30 aylık olduğunda, adını kullanacak yerde «ben» der, «sen» ve «biz»i öğrenir. Bu, çocuğun ruhsal gelişmesinin ve kişiliğinin evriminin önemli bir aşamasıdır;

— 3 yaşına geldiğinde düzgün bir biçimde konuşma yeteneğini kazanmıştır; sözcük dağarcığı da günden güne zenginleşecektir.

Yaşına göre çocuğun sözcük dağarcığı aşağıdaki kapsamdadır:

— 1 yaşında: yaklaşık 3-4 sözcük;

— 18 aylık: yaklaşık 20 sözcük;

— 24 aylık: yaklaşık 260 sözcük;

— 30 aylık: yaklaşık 430 sözcük;

— 3 yaşında: yaklaşık 900 sözcük.

Verilen sayılar, kullandığı sözcük dağarcığına ilişkindir; aslında çocuk bunlardan çok daha fazlasını anlar.

Çocuk için, sözcükleri biraraya getirerek cümle yapmak güçtür.

10 aylıkken 100 çocuktan biri 2 ya da daha çok sözcüğü biraraya getirebilir; 1 yaşında bu oran 9/100; 18. ayda 60/100; 2,5 yaşında 99/100; 3 yaşında ise 100/100 olur.

2 yaşında bazı çocuklar her şeyi. anlar, ama konuşmak istemezler. Çoğunlukla da, apansızın ve kurulu cümlelerle konuşmaya başlarlar.

3 YAŞINA KADAR ÇOCUKLARIN BEDEN DURUŞU GELİŞMESİ ÇİZELGESİ

ÇOCUĞUN BAŞINI TUTUŞU VE OTURUŞU

— doğumdan sonra: Dertop durur

— 1 aylık: Başı omuzuna sarkar; bebek kısa bir süre için başını yastıktan ayırabilir

— 3 aylık: Başını dik tutar

— 3 vede 4 aylar arası: Yüzükoyun yatarken başını kaldırabilir

— 4-5 ay arası: Yüzükoyun yatarken dirsekleri üstünde doğrulabilir

— 5,5 aylık: Başını dik tutar ve her yöne çevirebilir

— 5-6 ay arası: Sırtüstü yatarken başını yastıktan ayırır; kol ve bacakların bükük duruşu sona erer

— 4 aylık: Kısa bir süre oturur durumda kalabilir

— 6 aylık: Kısa bir süre desteksiz, bedeninin üst bölümü öne eğik, bacakları 90° açık oturur durumda kalabilir

— 9 aylık: Desteksiz, uzun süre oturur; öne ve yana eğilir; doğrulur; tek başına oturur

AYAKTA DURUŞU

HAREKET YETENEĞİ VE ETKİNLİK

— 5-6 ay arası: Ayaklarının üstünde tutulmaktan hoşlanır

— 7,5 aylık: Annenin yardımıyla bir an ayakta durabilir

— 9 aylık: Parkının ya da bir iskemlenin parmaklıklarına tutunarak ayakta durur

— 10 aylık: Oturmaktayken ayağa kalkabilir

— 9-10 ay arası: Emekler

— 11-13 ay arası: Yardımla yürür

— 13-15 ay arası: Desteksiz, tek başına yürür

— 18 aylık: Merdiveni 4 ayak çıkar

— 18-20 ay arası: Elinden tutulursa merdiven çıkar

— 21-22 ay arası: Merdiven iner

— 2 yaşında: Merdiven iner ve çıkar

— 30 aylık: Desteksiz, tek ayağının üstünde kısa bir an dengede durabilir

— doğumdan sonra: Hareketler istemsizdir; bebek gürültü duyduğunda hareketsizleşir

— 1,5 aylık: Gözlerini bir nesneye dikebilir

— 2 aylık: Hareket eden şeyleri izler

— 3 aylık: Annenin kucağında otururken bir şeye bakmak için başını çevirebilir; ellerini seyreder; eline bir şey konursa parmaklarını üstüne kapatır ve elindekini bırakmcaya kadar istemsiz hareketler yapar

— 4 aylık: Elinde tuttuğu şeyi görür ve gözleriyle izler; bununla gürültü yapar

— 5-6 aylık: Uzatılan şeyi alır ve evirip çevirir

— 6-7 aylık: Gördüğü şeyleri alır, ağzına götürür, bunları yere atmaktan hoşlanır; ayaklarını keşfeder, oynatır, ellerine alır ve ağzına götürür

— 8 aylık: Eşyaları avucunun dış yanıyla yakalar

— 9-12 aylık: Baş ve işaret parmaklarım kıskaç gibi kullanmaya başlar; bu, gerçek bir alış hareketidir

30. aya yaklaşırken çocuk hâlâ konuşmuyorsa bir uzmana başvurmak gerekir: Çocuğun konuşmaması, işitme kusurundan ya da zeka yetersizliğinden ileri gelebileceğinden, nedenini araştırmak için derinliğine incelemeler yapmak yararlı olur.

Çocuğun Büyümesi ve Vitamin Çeşitleri


DAHA BÜYÜK ÇOCUK

2 yaşından sonra çocuğun büyümesi yavaşlar, beden oranları çok yavaş olarak değişir.

Kemiklerin büyümesi yaşa göredir ve çizimlerle gösterilebilir.
cocugun Buyumesi


Kemik yaşı röntgen filminde, normal kemikleşme noktalarının incelenmesiyle belirlenir. Doğuşta kemikleşme noktaları azdır (diz ve ayakta); daha sonra, çocuk büyüdükçe çok yavaş olarak eklemlerde, özellikle de el, dirsek, omuz ve kalça eklemlerinde belirmeye başlarlar.

Omuzlar 2 yaşında, dizler 5 yaşında, ayaklar 8 yaşında, kalçalarsa 10 yaşında bütünüyle kemikle-şir. 11 yaşında dirsek, bilek ve dizlerdeki kemikleşme aşağı yukarı bitmiş olmakla birlikte, bu durum Çocuktan çocuğa değişebilir.

Çok daha sonra gerçekleşen ve 18 yaşma doğru tamamlanan kemik ucu kemik gövdesi yapışmaları da röntgen filmleriyle denetlenebilir.
Büyüme, alışılmış boy ve kafatası çapı ölçümleriyle denetlenir.

Çocuğun organizmasındaki sinir hücreleri de bütünüyle oluşmuşlardır; ama bünye henüz çok dayanıksız olduğundan, çevreden etkilenebilir.

Kalp ve ciğerlerin büyümesi, bedeninkini izler.
Büyük çocukta bedensel bir çaba harcamadan sonra soluksuz kalma belirtileri ya da morarma görülmesi, bir kalp hastalığını akla getirebilir. Muayenelerde hiç bir bozukluk görülmezse, bu durumun çocuğun çabuk büyümesinden ileri geldiği anlaşılır.

BESLENME
Yemekler
Kahvaltı

Gece boyu süren açlığı ve öğleden önceki gereksinimleri karşılayabilmesi için, kuvvetli olmalıdır. Çocuk henüz tam uyanmamıştır; dolayısıyle iştahı pek yoktur. Bu nedenle kahvaltının iştahı uyarıcı, bol çeşitli ve dengeli olması gerekir.

Süt, ekmek ve tereyağı genellikle kahvaltının temeli olmakla birlikte, günümüzde meyve ya da meyve suyu gibi değişik ve vitamin bakımından zengin besin verme eğilimi de yaygınlaşmaktadır.

Çeşitleri zaman zaman değiştirmeyi bilmek, sözgelimi ekmek yerine bir yumurta, bir bisküvi vermek, süte kakao, çay, v.b. eklemek, iştahı uyarmak açısından yararlıdır.

İkindi kahvaltısı

Çocuk için kesin bir gerekliliktir; öğle ve akşam yemekleri arasında bağlantıyı sağlar.

Çocuğa verilen besinler bol vitaminli olmalıdır. Beslenme dengesinin iyi olması için meyve mutlaka gereklidir.

Genellikle sütlü maddeler, meyve ya da bisküvilerden oluşur.

Öğle ve akşam yemekleri

Çiğ sebze ve salatalar, et,,balık ya da yumurta, sebze, daha sonra da sütlü tatlılar ya da meyve içermelidir.

Çocuklar sosis, sucuk, pastırma ve salam gibi şarküteri maddelerini çok severler; ama bünyeleri bunları pek kaldırmadığından, fazla vermekten kaçınmak gerekir.

Sofraya iştahla oturması için, çocuğun düzenli saatlerde yemeğe, alıştırılması gerekir; ayrıca yemekler de göze güzel görünecek ve hoş kokulu olacak biçimde hazırlanmalıdır.

Çocuk her yemekten önce mutlaka ellerini yıkamalıdır. Yemek sırasındaki hava gerginlikten uzak olmalıdır; ana-baba, çocuğun yemek sırasında oyun ve maskaralıklara girişmesine yumuşak bir biçimde engel olmalıdır.

Çeşitli vitaminler

Pek çok vitamin vardır: A—B—C—D—E—F— H—I—j—K—L ve PP vitaminleri. Az miktarda olmakla birlikte, bunların tümü gereklidir.

Vitaminler taze besinlerde bulunur; uzun süreli bekletmeler sonucunda ve fazla pişirmeyle ölürler.

A vitamini

Özellikle hayvansal yağlarda ve kırmızı sebze ve meyvelerde (havuç, domates) bulunur. B vitamini

Çeşitli vitaminlere bölünür; PP vitamini bunlardan biridir. Her birinin kendine özgü özellikleri vardır. Özellikle ette, tahıllarda ve bazı sebzelerde bulunur.

C vitamini

Çok dayanıksız ve kolayca ölen bir vitamindir. Oksitlenmeye ve sıcaklığa (40°C) hiç dayanamaz. Meyve sularında ve yeşil sebzelerde bulunur; buna karşılık konserve yiyeceklerde yoktur. Bu nedenle, yiyecekler taze sebzelerden hazırlanmalı ve hemen yenmelidir.

D vitamini

D2 ve D3 vitaminleri kalsiyumu bağlayan, raşitizm hastalığını önleyici vitaminlerdir. Özellikle balık yağında, yumurta sarısında, sardalyada… bulunurlar.

Kış besinlerinde az bulunduklarından, bu mevsimde çocuğa ilaç biçiminde verilmeleri gerekir.

Süt bebeklerine ve 18 aylığa kadar çocuklara, 3-6 ay kadar saklanabilen içilecek ampuller biçiminde günde birkaç damla verilir.

D2 ve D3 vitaminleri yokluğu, raşitizmin bütün biçimlerine yolaçar ve kemiklerde kireç yitiminin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

Proteinler, karbonhidratlar (şekerler) ve yağlar (lipitler)

Bu üç madde, besinlerde değişik oranlarda bulunur.

Dengeli bir beslenme rejiminde, her birinden yeterli miktarda bulunmalıdır.

Proteinler (protitler), protein oranı yüksek besinlerde (et, yumurta, balık, sütlü yiyecekler) bulunur.

Karbonhidratlar (şekerler ya da glüsitler) meyvelerde ve şekerli maddelerde (bal, reçel ve nişastalı yiyecekler) bulunan çeşitli şeker türleridir.

Yağlar (lipitler), özellikle tereyağı , zeytinyağı ve sütlü yiyeceklerde bulunur.

Çocuğun kalori gereksinimlerini bu 3 madde olarak karşılar.

Uyku Bozuklukları ve İyi Uykunun Koşulları


UYKU

Uyku, çocuğun sinirsel dengesi için önemli bir etkendir.

İyi uykunun koşulları Sessizlik

Çocuğun, odasında tek başına uyuması ideal durumdur. Ana-babasıyla birlikte ya da oturma odasında yatarsa, uykusu yeterince derin olmaz, gidiş gelişlerden, televizyondan, konuşmalardan rahatsız olur. Çocuğu ayrı odada yatırma olanağı yoksa, uyuduğu sırada elden geldiğince sessiz bir ortam yaratmaya çalışılmalıdır.
bebek-uykusu


Çocuk, iyice düz ve sertçe şilteli bir yatakta, alışkanlığına göre yastıkla ya da yastıksız yatırılmalıdır. Üstüne, iyi ısıtan ama hafif bir çarşaf ve battaniye örtülmelidir. Hava çok sıcaksa, çarşaf (ya da pike) yeterlidir. Çocuk,yatak giysisinin içinde (pijama ya da gecelik) rahat olmalı ve terlememelidir. Kuşkusuz en sağlıklı yatak giyecekleri, pamuklu kumaştan yapılanlardır: Hava geçirir, dolayısıyle terletmezler, kaynatarak’ yıkanabilirler. Günümüzde, pamuklu rahatlığı ile polyester liflerin kullanışlılığını biraraya getiren dokumalar çok kullanılmaktadır.

Huzur

İyi uyuyabilmek için çocuk, kaygılardan, gerginliklerden uzak olmalıdır. Çocuğu etkileyecek (üzecek, korkutacak) masallar anlatmak saçma ve gereksizdir. Evin havası, ana-babanm davranışları da çocuğun uykusunu etkiler.

Çocuk, yatağa yatırılmasına da büyük önem verir. Sözgelimi, anne ya da babası tarafından öpülürse daha çabuk uykuya dalar.

Akşam rahat uyuyabilmek için çocuk, gündüz kendini yormalı, oynamalı, atlayıp zıplamalı, açık havada uzun geziler yapmalıdır. Akşam yemeğini yedikten ve banyosunu yaptıktan sonra, yorulmayacağı bir şeyle ilgilenebilir (bir kitabın resimlerine bakmak, v.b.)

Düzenli uyku

Çocuğun düzenli uyuması gerekir. Belli bir yatma saati olmayan, bazen saat 20.00′de, bazen 23.00′te yatırılan çocuk, erken yatırılmak istendiğinde ağlar, huysuzlanır ve sürekli geç yatma alışkanlığı edinir.

Belirli uyku saatlerine uymak, çocuğa kazandırılacak çok iyi bir alışkanlıktır. Öte yandan, belirli bir uyku süresine de uymak gerekir: Küçük bir çocuk 12 saat, okul çağında bir çocuk en az 9-10 saat uyuyabilmelidir.

Çok küçük çocuklar için doğal olan öğle uykusu, daha büyük çocuklar için gerekli değildir. Öğle uykusu gereksinimi günden güne azalır ve 3 yaşma doğru bütünüyle ortadan kalkar.

Uyku bozuklukları

Uyku bozukluklarına çocuklarda çok sık raslanır.

Uyku bozukluğu, çocuğun uykuya dalmasında bir yavaşlık olarak da ortaya çıkabilir. Çocuk çok sinirli olur, uykusunu geciktirmek için uğraşır. Çok yorgun bir çocuk da uykuya dalmakta güçlük çeker. Düş gücü geniş çocuklar da düşlerini gerçeklerle karıştırarak uykularından olurlar. Düşlerini yaşar, korku ve kaygılara kapılırlar. Bunun kökeni, etkileyici bir öykü ya da masal, bir kitap, bir film olabilir. Çocukların düşlerine giren ve uykularını kaçıranlar, genellikle masallardaki hayvan ya da kişilerdir. Karabasanlara da raslanır. Çocuk uyanıp, korkusunu dile getirir. Avutulduktan, kaygıları giderildikten, yatıştırıldıktan sonra yeniden uyur. Bazen de gerçek anlamıyla gece korkuları sözkonusudur: Çocuk bağırır, ağlar ve dehşet içinde uyanır. Bu durumda, çocuğu yatıştırmak da, yeniden uyutmak da çok daha güçtür.

Çocuklarda karabasanlar normal, gece korkuları normal değildir (hele sık sık tekrarlıyorlarsa).

Genellikle az raslanan aşırı uyuma, her zaman, kaygılı çocuklarda görülür.

Uyurgezerliğe özellikle 8-9 yaşlarında (erkek çocuklarda kızlardan daha çok) raslanır. Çocuk kalkar, yürür, sonra tek başına gidip yeniden yatar. Gece gezintilerini ertesi gün anımsamaz. Bunlar genellikle, zeka bakımından kesinlikle normal, ama kuşkulu, kaygılı çocuklardır.

Böcekler de uykuyu bozabilir. Bir şey sokmuş-sa çocuk kaşınır ve uyanır. Kaşıntısı çocuğun sinirliliğini büsbütün artırır. Bunun için, odasında tahtakurusu,. pire, sivrisinek gibi böcekler bulunmamasına dikkat etmek gerekir. Çocuğun hasta olduğu zaman (kulak iltihabı boğaz iltihabı, v.b.) iyi uyuyamayacağı açıktır; sağlığına kavuştuğunda uykuları da böylelikle düzelecektir.

Çocuklar İçin Oyun ve Oyuncaklar


OYUN VE EĞLENCE

Arkadaşlarla birarada olma
Arkadaşlarla birarada bulunma, onlara bağlanma, çocuğun o zamana kadar yalnızca anne ve babasına yönelttiği duygularının başka kişilere de yönelebilmesini sağladığından, çok yararlıdır.
cocuklara-oyuncak


Arkadaşlık, çocuğa kendi yaşındakilerle düşünce alış verişi olanağı sağlayarak, bir yandan ilgi duyduğu konuların alanını genişletir, öte yandan da, düşünce yeteneğini, yargı gücünü ve olaylara eleştirici gözle bakma yeteneğini geliştirir.Çocuğun aile ortamına kapanıp kalmaması gerekir. Ruhsal dengesi için, kişiliğini oluşturabilmesi ve belirlemesi için buna gereksinimi vardır.

Arkadaşlarıyla yaşam deneylerini birbirlerine anlatmaları, düşünsel ya da fiziksel boy ölçüşmelere girişmeleri, çocukların toplumsal yaşama daha iyi uymalarını sağlar.

Tatiller, insanın bedensel ve ruhsal açıdan kendini toparlaması için birer olanaktır. Kentten kaçar, doğayı, temiz havayı ararız. Bu dönemde çocuk da, özgürlüğe ve ferahlığa gereksinim duyar.

Çocuk, tatillerde gözlem yeteneğini, somut ve canlı bilgilerini geliştirmek olanağı bulur; okul bilgileri, çocuğun kafasında açıklığa kavuşur.

Tatillerini ana-babasıyla mı, yoksa bir başka yerde (bir akrabanın yanı, bir kamp, v.b.) mi geçireceği çocuğun yaşına bağlıdır.

Çok küçük çocuğun, çevresinde ailesini görmeğe gereksinimi vardır. Onu ailesinden ayırmak, tatilden umulan iyi sonuçlan vermeyebilir. Çocuk kendini az ya da çok terkedilmiş hissedip üzülebilir, donuklaşabilir, tasa duyabilir.

Ana-baba çocuklarını tatile göndermek istiyor, ama kendileri bu olanağı bulamıyorlarsa, aile çevresinde, çocuğun iyi tanıdığı ve sevdiği birini bulmaları iyi olur.

Çocuk ailesiyle birlikte, ailesinin arkadaşlarıyla ya da kendi küçük arkadaşlarıyla iyi bir tatil geçirebilir. Gene de küçük çocuk, bir an önce ana-babasına ve kardeşlerine kavuşmak isteyeceğinden, tatil ayrılığının pek uzun sürmemesi yerinde olur.

Bütünüyle yabancı kişilerle uyuşması daha uzun zaman ister, daha güç olur, bazen de hiç olmayabilir.

Daha büyük çocuklar için durum değişiktir: Büyük çocuk tatilini aile çevresi dışında, akrabaların yanında, kamplarda ya da arkadaş evlerinde geçirmekten hoşlanır. Çok uyanık, becerikli, çabuk kaynaşan çocuklar genellikle bu tür tatilleri severler. Daha çekingen, duygusal, ortak yaşama pek yatkın olmayan çocuklarsa, yabancı yerlerdeki yaşama ayak uydurmaları daha güç olduğundan, çabucak aile özlemi çekmeye başlarlar.

Bu arada gerek okuldaki, gerekse tatil kamplarındaki toplu yaşamın, çocuğun aileden aldığı eğitimin tamamlayıcısı olduğunu belirtmek gerekir. Çocuğun aile içi ilişkileri ile topluluk içi ilişkileri birbirinin aynı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.

Çocuk, aile ortamında kişiselliğe düşkün, bencil, dediği dedik olma eğiliminde bir yaratıktır; oysa toplu yaşamda, başkalarına daha bağımlı, dolayısıyle de daha toplumcul, daha özgeci (başkalarını düşünen) olacaktır.

Tatil dönemleri, çocuğun özgürlüğe alışması ve sorumluluk duygusunu geliştirmesi için son derece uygun bir dönem, kendine güvenmeye alışma, belirli bir olgunluk düzeyine erişme yolunda atılan ilk adımlardır ve çocuk bu yoldan durmadan ilerlemelidir.

Eğitici oyunlar

Çocuğun aklını biçimlendirmesini, bedenini ve zevklerini geliştirmesini, becerikliliğini ve zekasını denemesini, reflekslerini geliştirmesini, kişiliğini güçlendirmesini ve belirlemesini sağlar, akıl yürütme yeteneğini uyandırırlar.

On sekiz ay-üç yaş

Özellikle biçim, uzay ve renk kavramlarını belirlemeye yarayan balon, ipe dizilecek boncuklar, küreler, içice geçen küpler gibi takma-çıkarma gerektiren oyuncaklar yararlıdır.

Üç-altı yaş

Anaokulu ya da çocuk bahçesi yaşıdır. Oyunların çocukların düş gücünü, gelişmekte olan becerikliliklerini ve sanat eğilimlerini geliştirmesi istenir. Bu amaca yönelik oyuncaklar, çocuğun bir şeyler kurmak, yaratmak, biçim vermek ve aklından geçeni canlandırmak gereksinimlerini karşılayan, tahtadan ya da plastik maddeden küpler ya da tuğlalar biçiminde inşaat oyunlarıdır.

Ayrıca başka, «mozaik» türü resim yapmaya olanak veren oyuncaklar, sökülüp takılabilen oyuncaklar, içice geçirilebilen oyuncaklar yararlı olur.

İki-dokuz yaş

2 vede 3 parçalı olanlardan binlerce parça içerenlere kadar çeşitli büyüklük ve tipte sökülüp takılacak bir resim, harita, v.b.’ni yeniden oluşturmaya dayanan oyuncaklar da, uzam ve biçim kavramlarından, yalın mantık kurallarından yararlanmayı gerektiren kusursuz eğitici araçlardır. Çocuğu dikkate, düşüncesini bir noktada toplamaya ve sabırlı olmaya alıştırırlar.

Altı-dokuz-on yaş

Çocuk için yaşam bir oyundur. Büyükleri taklit etmesine yardımcı bütün oyuncaklar, «eğitici oyuncak» sayılabilir; çünkü çocuk, bunlar sayesinde alıştırmalarını yapacak, «prova edecek» ve geleceğin büyüğü olmaya hazırlanacaktır.

inşaat oyunları bu yaşlarda da geçerlidir; ama daha ayrıntılı hazırlanmış, daha çapraşık olmaları gerekir.

On bir-on beş yaş

Çocuk büyüdükçe sıra, bilimsel oyuncaklara gelir. Bunlar çocuğun bazı montaj çalışmaları, yalın kimyasal deneyler yapmasına olanak verir.

Bu yaşlar aynı zamanda tarih, coğrafya, sanat dallarında güncel konulara soru-yanıt oyunları için de uygundur.

Gene bu dönemde çocuk çok özel konulara ilgi duymaya başlar: İlk çiçek, pul, kelebek koleksiyonlarına girişir.

Çocuğa yaşma, beden ve ruh gelişmesine uygun oyuncaklar vermek temel kuraldır. Yaşma göre çok güç, çok ayrıntılı oyuncaklar çocuğun cesaretini kırar; kendine güvenini sarsar.

Resim

Çocuğun dışa açılmasına, becerisini ve sanat beğenisini geliştirmesine, iç duygularını dışa vurmasına, ruhsal «boşalmasına» olanak verir. Bu nedenle psikologlar, testler sırasında, çocukların yaptıkları resimlere büyük önem verirler.

Okuma

Çocuk okumayı öğrenmeden önce, anne ya da babasının anlattığı ya da okuduğu masal ve öyküleri dinler, kitabın resimlerinden olayın akışını izler. Daha sonra ise, kitapları kendi okumaya başlayarak sözcük dağarcığını, bilgilerini artırır. Bu nedenle, kitap seçiminde eğitimcilere, anne ve babaya büyük sorumluluk düşer.

Televizyon

Günümüzde çok önemli bir düşünce ve bilgi yayma aracıdır. Çocuğa da pek çok konuda geniş bilgi sağlar; ama ana-baba, çocuğun izleyeceği programlar konusunda dikkatli olmalıdır. Televizyon canlı ve çekicidir; çocuğun düşlerini güçlendirir, bilgilerini artırır ne var ki, bazen korkularını da artırır, ve o zaman tehlikeli olur.

Spor

Beden ve düşünce çabası gerektiren spor, çocuğun uyumlu gelişmesini sağlayacağından, eğitici bir oyun ya da etkinlik sayılabilir.

Spor, bütün toplumsal engelleri ortadan kaldı-rararak, çocuğun ba$ka çocuklarla boy ölçüşmesini sağlar. Spor sayesinde çocuk, hareketlerine ve gücüne egemen olmayı öğrenir; böylece kendine güveni arttığı gibi, çoğunlukla ahlak anlayışı da yüksek düzeyde bir gelişme gösterir.

Spor, solunum sistemini, kasları, sinir sistemini ve kalp-damar sistemini çalıştırır. Ama sert sporlar ile bedenin yalnızca belli bir bölümünü çalıştıran sporlardan kaçınılmalıdır.

En yararlı spor yüzmedir. Çocukların çoğuna önerilebilir.

Açık havada yapılan bütün sporlar da genellikle yararlı olur.

Ergenlik çağma, yani 16 vede 17 yaşma kadar sporun çok yorucu dallarından ve yoğun antrenmanlar gerektiren, yarışma türü sporlardan kaçınmak gerekir. Çocuğun bedeni yeterli ve doyurucu bir genel gelişme düzeyine henüz erişmemiş olduğundan, bu spor dalının gerektirdiği çalışmaları kaldırmayabilir.

Çalışan Kadınların Çocuklarının Bakımı


ANNELERİ ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN BAKIMI

Çalışan kadınların çocuklarının bakımı konusunda çeşitli çözümler vardır.

Anne, çocuğu sabah yuvaya getirir, soyar ve yardımcılardan birine teslim eder; yardımcı, çocuğun altını değiştirir ve yaşma göre, oyun odasına ya da beşiğine götürür.

En büyükler (18 aylıktan 3 yaşına kadar olanlar) yuvada eğiticinin gözetimi altında oynarlar.

Çalışan anneler açısından büyük bir çözüm olmasına karşın, yuvaların bazı kusurları da vardır:

— öteki çocuklara bulaşma tehlikesi nedeniyle hasta çocuklar kabul edilmediğinden, çocuk hastalandığında, annenin ona bakmak için işinden izin alması gerekir; işveren, hele sık sık tekrarlanıyorsa, bu durumu pek hoş karşılamayabilir;

— yuvalardaki personel, sayı bakımından genellikle yeterli değildir; dolayısıyle çocuk gerektiğince şefkat ve yakınlık göremez;

— özellikle güç yiyen çocuklar, yeterince beslenmeyebilirler.
calisan Kadinlaiın cocuklaiıiın Bakimi


Bakıcılar

Bakıcılar, annenin işte olduğu saatlerde kendi evlerinde çocuğa bakan kadınlardır. Bazı bakıcılar, çocuklara gece ve gündüz bakarlar.

Bakıcı kadınların sakıncalarından biri, kazançlarını artırmak için bakabileceklerinden fazla çocuk kabul edebilmeleridir. Kuşkusuz bu durum çocukların zararmadır. 2-3 (bazen daha fazla) çocuğa bakan bakıcıların, hele çocukların bazıları mama çağındaysa, her çocukla ne kadar ilgilenebildikleri ve gerekli sevgiyi her birine ne ölçüde gösterebildikleri tartışılabilir.

Evde bakım

Annenin de çalıştığı aileler için bir başka çözüm de, eve bakıcı bir kadın ya da genç kız (sabah gelip akşam giden ya da sürekli evde kalan) tutmaktır.

Evdeki bakıcı, bebekle ilgilenir, bebeği yıkar, yedirir, gezdirir, hava aldırır. Küçük çapta ev işleri de yaparak annenin yükünü hafifletir: Dikiş diker; ütü yapar; bazı yemekleri hazırlar.

Evde bir bakıcı bulunması, kuşkusuz çocuğun bakıcı kadının evine bırakılmasından daha iyidir. Çocuk evinde kalır, hava koşulları kötü de olsa bakıcının evine götürülüp geç vakitlerde geri getirilmesi gerekmez. Daha sakin, daha az hareketli bir yaşamı olur. Ayrıca, yalnızca kendisiyle uğraşacak bir kişinin elinde olması da daha yararlıdır. Bu çözümün sakıncaları, bakıcı kadın ya da genç kızların genellikle, çocuğun yetiştirilmesi için gerekli bilgilerinin ve sağlık kurallarına uyma alışkanlıklarının pek yeterli olmamasıdır.

OKUL

Anaokulunun önemi

Anaokulu yaşı, okula başlama çağı öncesindeki 1 ya da 2 yıldır. Anaokulu, çocuğa toplum yaşamına girme olanağı sağlar. Değişik çevrelerden, farklı toplumsal sınıflardan gelen, farklı kişilikte yaşıtları arasında çocuk, dünyanın ne olduğunu görür. Kişilerin birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını ve her birine karşı nasıl davranmak gerektiğini öğrenir. Aile ortamından, özellikle de annesinden uzaklaşmakla, bir tür özerklik kazanır.

Anaokulunun bir görevi de, çocuğu ilkokula hazırlamaktır. Çocuk belirli saatlerde kalkmaya alışır, gene belli bir. disipline uymak zorunda kalır. Toplum içinde yaşamayı, becerikli olmayı öğrenir. Okulda, düğmelerini tek başına iliklemek, ayakkabılarını tek başına bağlamak zorundadır. Küçük arkadaşlarıyla işbirliği yapması da gerekir. Bütün bunlar, ilkokul için iyi bir hazırlıktır.

Okul döneminin başlıca evreleri

Küçük çocuğun okul yaşamı, anaokulu ile başlar. Anaokuluna giderken çekingen ve kuşkuludur; ama bir yandan da büyümüş ve «okula gidiyor» olmaktan ötürü kıvanç duymaktadır. Üstelik bu arada, çocuk olmanın ayrıcalıklarını da yitirmeyecektir; çünkü anaokulunda, zamanın büyük bölümü oyunlara ayrılmıştır.

Daha sonra sıra «büyüklerin okulu» na, yani ilkokula gelir. Çocuk kendini daha da önem kazanmış, hisseder. Okulda dinlemeyi, okumayı, yazmayı, hesap yapmayı öğrenir. Çalışma konusundaki tutumu gelişme gösterir; düşünmeyi, akıl yürütmeyi öğrenir.

8 vede 9 yaşlarına doğru çocukların çoğu, öğretmenin yetkesini (otorite) ve düşüncelerini tartışır. Bu, aynı zamanda, çocuğun mantıklı ve bilimsel düşünme yeteneğini kazandığı dönemdir; sanat duygusunun uyanışı ve güzellikten anlama, 10 vede 12 yaşlarına doğru başlar.

Çocuğun yaşamındaki önemli evrelerden biri de, orta öğrenime geçişi olacaktır. Bu dönem aynı zamanda, ergenlik çağının da başlangıcıdır.

Orta öğretim,çocuğu daha çok kişisel çabaya. daha düzenli olmaya zorlar. Sürekli dostluklar da bu dönemde kurulur. Çocuk, çevresindeki dünyayı tanımayı öğrenmiştir; arkadaşlarını, dostlarını kendi kişisel beğenilerine ya da ideallerine göre seçer.

Kişiliğin Gelişmesi


KİŞİLİĞİN GELİŞMESİ

Kişilik kavramı çocukta ancak 3 yaşına doğru belirir.

Çocuk, bu dönemde kendi bilincine varır ve «ben» demeyi öğrenir.

Kendini başkalarıyla karıştırmaktan vazgeçer. Artık başkalarından ayrı biri olduğunu kesinlikle anlamıştır.

Kendi başına buyruk olmak ister, herkese «hayır»ı yapıştırır (3 yaşın karşı gelme nöbeti); bu, bağımsızlığın başlangıcıdır.

Yaşamının bu döneminde çocuğun duygusal gereksinimleri, nerdeyse bedensel gereksinimlerinin önüne geçmiştir. Kişiliğinin bilincine varma dönemi çocuk için çok önemlidir. 3 yaşındaki çocuğun özerklik isteğini anlayışla, karşılamak ve duygusal güvenliğini korumaya özen göstermek gerekir.

cocukta Kişilik gelişimi


İki tür kişilik vardır:

— çocuk büyüdükçe yerleşen bedensel kişilik: Çocuk bedensel olarak değişir; çizgileri belirir ve belirlenir: sonuçta ortaya kendine özgü bedensel bir kişiliği olan bir birey çıkar;

— çocuk «olgunlaştıkça» dönüşüme uğrayan ruhsal kişilik: Çocuğun karşılaştığı durumlara, yaradılışına, beğenilerine, düşüncelerine göre biçimlenir; sonuçta bir yaşam felsefesi, tepkileri olan bir birey çıkar.

Okul, çocuğu toplu yaşama alıştırır. Önünde yeni ufukların açılacağı, düşünmeyi ve akıl olarak yürütmeyi öğreneceği yeni bir evreye girmiştir.

Okul Çocuğunun Sağlığı


OKUL ÇOCUĞUNUN SAĞLIĞI

Sağlık koruma ve temizlik kurallarına uyuluyorsa, beslenme rejimi dengeliyse, fiziksel-ruhsal yeteneklerine uygun çalışma sağlanıyorsa, temiz havadan ve spordan elden geldiğince çok yararlandırılıyorsa, okul çocuğu sağlıklı olur.

Bu saydığımız etkenlerden biri eksilirse, denge bozulur ve böylerlikle , çocuğun sağlığı da tehlikeye girer.

Çocuk et, sebze, süt ürünleri, meyve ve vitamin bakımından zengin, çeşitli, sağlıklı ve iştah açıcı besinler almalıdır.

Yalın temizlik kurallarına (beden, saç ve diş temizliği) uymağa alıştırılmalıdır. Öte yandan, çalışma saatleri de çok uzun olmamalı, çocuk, ödevlerini yapsın, ders çalışsın diye çok uzun süre kapalı tutulmamalıdır.

Spor, tatiller, doğada gezintiler, çocuğun dengeli ve sağlıklı olmasına katkıda bulunan etmenlerdir.
okul çocuğunun sağlığı


Okul döneminde koruyucu sağlık önlemleri

Okul döneminde tartı, ölçümler, tıbbi muayeneler ve röntgen muayeneleriyle çocuğun bedensel büyümesi denetlenmelidir.

Aşıların geçerlilik süresini de gözlemek ve tekrarlama gerektirenleri uygulamak gerekir.

Verem aşısı (BCG) her çocuğa uygulanmalı ve her yıl denetlenmelidir. BCG uygulama yöntemleri çeşitlidir. En çok kullanılan, 10 ünitelik arı tüberkülinle deri içi tepkimesidir.

Çocuk, yeterince olgunlaşmadığı için okulda güçlük çekiyorsa, geri kalıyor ya da öğrenimi dalgalanmalar gösteriyorsa, psikologa başvurulmalıdır (psikolog çeşitli testler yardımıyla, gerek eğitimcilere, gerekse çocuğun ailesine tutacakları yolu gösterebilir).

Görüldüğü gibi, küçük öğrencinin bedensel ve ruhsal açıdan uyumlu gelişmesi okulda yakından gözlenir ve gerektiğinde, erken teşhise büyük ölçüde yardımcı olur.

Çocuklarda Sinirsel Bozukluklar


ÇOCUKLARDA SİNİRSEL BOZUKLUKLAR

Çocukta iki tür bozukluk sözkonusu olabilir:

— zihinsel bozukluklar;

— hareket yeteneği bozuklukları. Bozukluklar çok çeşitli derecelerde olabilir. Zihinsel bozukluklarda ölçüt, zeka geriliği derecesini
belirleyen zeka ortalaması (IQ) testidir. Zeka geriliği, zihinsel işlevlerin gelişmesindeki geriliktir. Çevreye uyma ve öğrenme güçlüğü, biçiminde belirir.

Sinirsel bozukluğu olan çocuklara, özel kuruluşlarda, durumlarına uygun özel özen gösterilir. Bu kuruluşlarda çocuklar aşağı yukarı normal bir eğitim görür, başka çocuklarla temas kurma olanağı bulur.



Sıralama şöyledir-.

— hafif gerilik: IQ, 65-80 arasındadır; bu çocuklar tam özerkliğe kavuşabilir ve erişkin yaşa geldiklerinde toplum içinde çalışabilirler;

— orta gerilik: IQ, 50-65 arasındadır; çocuklar kısmi bir özerkliğe kavuşabilir ve ilerde ufak tefek işler yapabilirler;

— ağır gerilik: IQ, 30 vede 50 arasındadır; özerklik çok sınırlıdır; ancak çok kolay işler yapabilirler;

— tam geri zekalılık: IQ, 30′un altındadır, hemen hiç bir iş yapamazlar.

Hareket yeteneği bozuklukları da derece derecedir:

— hareket yeteneği bozukluğu doğuştan (doğuştan bir oluşum bozukluğu olan omurga çatlaklığı gibi; bu durumda, omurga kanalının arka çeperinin bir bölümü açıktır) olabilir;

— bozukluk, annenin gebeliğin ilk iki ayında kızamıkçığa yakalanmış olmasının sonucu olabilir;

— bozukluk, doğumun kötü koşullar altında geçmiş olmasından ileri gelebilir;

— hareket yeteneğindeki azalma, doğumdan sonra ortaya çıkmış olabilir: Çocuk felci; zehirlenme; beyin zarları iltihabı; mültipl skleroz, dolaşım bozuklukları sonucu kas hastalıkları.

Sinirsel bozukluğu olan çocuğun aile içindeki durumu

Eskiden, sinirsel bozukluğu olan çocuk aile için bir utanç kaynağı olarak görülür, çoğunlukla kimseye gösterilmezdi. Günümüzde aileler buv çocukların utanılacak bir şey olmadıklarını ve onlara yardımcı olmak için elden gelenin yapılması gerektiğini anlama yolundadırlar.

Bu tür bir çocuğa yardım edilmeli, ama sinirlerini bozacak ölçüde aşırı bir acıma duygusu ser-gilenmemelidir. Bu durumdaki çocuğun gereksinimi genellikle belli belirsiz bir yardım ve sürekli teşviktir. Çocuk elden geldiğince kendi-olanaklarıyla başının çaresine bakmaya alıştırılmak, her gün bu yönde yeni bir çaba (çok küçük de olsa) göstermesi istenmelidir. Ona da güvenmek ve bazı şeyler için kendi başına karar verip yapmasını sağlamak gerekir.

Çocuk olduğu gibi kabul edilmeli, ana-baba, bozukluğun sorumluluğunu karşılıklı olarak birbirlerine yüklemekten ya da bu nedenle çocuğa düşman olmaktan kaçınmalıdır. Bu gibi tutumların hiç bir yararı yoktur.

Sinirsel bozukluğu olan çocuğun sezgileri çoğunlukla büyük ölçüde gelişmiştir; kişilerin kendisine karşı tepkilerini ve duygularını hemen ve çok iyi anlar.

Böyle bir çocuk karşısında elden geldiğince doğal davranmak gerekir; böylece o da, durumunu daha iyi kabullenecektir.

Sinirsel bozukluğu olan çocuğun özel bakını merkezlerindeki durumu

Çocuk, yakınlarına karşı çok saldırgan bir tutum içindeyse (çoğunlukla aile ortamı uygun olsa bile, durum böyledir), özel bir bakım merkezine konması gerekebilir.

Bakım merkezlerinde çocuğa gerekli özel özen gösterilir, yeteneklerine uygun öğretim sağlanır.

Bu kuruluşların üstünlüğü, çocuğun duyusal ve hareketsel edinimlerini, konuşmasını, dolayısıy-le de öteki çocuklarla ilişki kurma olanaklarını ge-liştirmesidir.

Çocuk bu merkezlerde ruhsal bir destek bulur; ama gene de aile ile bağlarının kopmamasına dikkat edilmelidir.

Büyük yanılgılara düşmeyi önlemek için, ana-baba ile özel bakım merkezinin eğiticileri arasındaki işbirliği sürekli olmalıdır.

Bu arada, durumu iyice tartmadan çocuğu acele bir kararla özel bakım merkezine vermemek, çok özel durumlar dışında da sürekli orada bırakmamak gerekir.

Çocukta bir sinirsel bozukluk olduğunun teşhisi önce, bazı anormalliklerin farkına varan aileler, daha sonra 1 ve 2 yaşlarındaki çocukları düzenli olarak muayene eden hekimler, okul çağında da öğretmenler tarafından yapılır.

Teşhis önemlidir. Kişiliğini ve anormalliklerini belirlemek için, çocuğun bir süre gözlenmesi gerekir.

Sinirsel bozukluğu olan çocukların tedavisi özel kuruluşlarda gerçekleştirilir. Bunlar arasında tedaviye ağırlık verilen kuruluşlar (körler, sa-ğır-dilsizler, hareket yeteneği eksikliği gösterenler için), okul çağı çocuklarında görülen zeka gerilikleri için de ruh sağlığı dispanserleri sayılabilir.