
Pek çok şoför için, kulandığı arabanın kaputu altında olagelen şeyler az ya da çok gizli kalan, bilmediği birtakım karışık olaylardır. Benzini, suyu düzenli olarak koyar, yağlamaya dikkat eder, arada sırada lastiklerin havasını kontrol eder ve karşılığında arabasından iyi çalışmasını bekler. Buji, piston, silindir, karbüratör ve daha başka karışık mekanizmalardan söz edildiğini duymuştur. Bunlar birbirleriyle uygunluk içinde çalışıyorlardır. Bu çalışma günün birinde aksarsa bütün yapabileceği, usta bir tamirciye başvurmak olacaktır.
İşte insanın da kendi vücuduna kargı tutumu buna oldukça benzerlik göstermektedir. Anatomi bilgisi çoğu kimsede son derece azdır. Oysa insan vücudu 6 silindirli bir motordan çok daha karışıktır. İnsan kendisinin kemiklerden, kaslardan, bağlardan, sayılamayacak kadar çok sinir ve damarlardan, bunların yanı sıra da birkaç bezle (gudde) çeşitli iç organlardan yapılmış olduğunu bilir. Bütün bunları, tıpkı arabasını benzinle doyurduğu gibi besinlerle doyurmaya çalışır. Okul sıralarından şöyle böyle aklında kalan birkaç sağlık kuralını uygulamaya dikkat eder. Ama, kendisiyle uğraşması hiçbir zaman daha ileri gidemez, bir gün kazara mekanizma şu ya da, bu şekilde bir yerinden aksadığında yapabileceği ancak, bu kere hekim olan bir ustaya başvurmak olacaktır.
Bununla beraber, sağlığının ve ruh dengesinin, fizik durumuyla çok ilgili olduğunu anladığı günden beri ihsanın kendisini araştırmak ve biraz daha dikkatle izlemek istediğini kabul etmemiz gerekir. Ama, bu konuda bir şeyler öğrenmek istedikçe anatomisinin karışıklığı bilgisini çok aştığından yılar, çabucak cesaretini kaybeder.
İnsan organizmasının yapısı ve çalışması üstüne yeterli bilgileri bir araya getirebilmek için bir hekim çok yıllar harcar. Ama, hekim olmayan biri çok daha kısa zamanda normal hayatın başlıca olaylarını anlayıp onları yerli yerine koyabilir. Burada yalnız mümkün olan değil, aynı zamanda istenen bir durum söz konusudur. Çünkü bu şekilde hastayla hekim arasında verimli bir işbirliği kurulmuş olacaktır.
Özellikle üreme işleminin, en ince ayrıntıları daha tam olarak anlaşılamamıştır; çok karışık bir çalışması vardır. Ama, gene de tamamen esrarlı, gizli bir konu olarak kalmaması gerekir ve bu da güç bir iş değildir.
Cinsiyetin biyolojik ya da hormonal yönünün yalnızca bilim adamını ilgilendirdiği ve normal bir okuyucuyu ilgilendirmeyeceği düşünülebilir. Bununla birlikte, bu kitabı okuyan biri kendisi için çok önemli bazı sonuçlar çıkarmakta güçlük çekmeyecektir.
Bir örnek verelim: Erkek ya da dişi olma özelliğimiz döllenme anından başlayarak belirlenmiştir. Bu doğrudur, ama üreme hücrelerinin çift yönlü güce sahip olduğunu söylemek gerekir. Başlangıçta erkeğe, ya da dişiye doğru bir sapma olabilir. Bir başka deyimle her insan canlısı, ana yapı yönünden iki sekslidir. Dişilik prensibi hiç olmayan erkek soyut bir varlık olacak, erkeklik prensibinden yoksun bir kadının ise kişiliği olmayacaktır.
Bir başka nokta: Hayvanlar dünyasının ilkel topluluklarında cinsiyet işe girişmeden çoğalma olabilir. Ama, gelişmiş bir varlık söz konusuysa, yavrulama olayı kesin şekilde seksle ilgilidir. İlkel canlılardan insana doğru yaklaştıkça cinsiyetin amacının yalnız yavrulama olmadığı gerçeği ortaya çıkar.Cinsiyet,, cinsel birleşmelerden doğan «yoğurulma» ya bağlı olarak, tabiatın kendisine daha iyi bir evrim sağlamak istediği bir araç haline gelir. Böylece, cinsiyet yavaş yavaş çoğalma olaylarından ayrılma yolunuda böylelikle tutar ve daha ileriye yönelir.
0 yorum:
Yorum Gönder