Kızlık zarının kalınlığında da farklar vardır. Genel olarak kalınlık 0,1 milimetreden 2 milimetreye kadar değişir. Bu ölçünün üst sınırı özellikle, zamanla ince deri kıvrımının bağ dokusuna değiştiği ve kalınlaştığı yaşlı bakirelerde bulunur. Ama, gençlik çağlarında da, cinsel ilişkilere izin verebilmesi için kaldırılması gereken kalın ve etli kızlık zarlarına rastlanmaktadır.
Yukarıdan beri anlattıklarımızın ışığı altında kızlık zarını, bazı şişe kapaklarının içine konulan lastik halkalara benzetebiliriz. Eğer dilimizi üst dudağımızın iç kısmında gezdirirsek, ortada bir mukoza kıvrımına dokunur, îşte kızlık zarının kıvamı da aynıdır.
Gerçekte kızlık zarı, anatomik yönden anlamsız bir mukoza kıvrımıdır. Ama, kültürel anlamı önemlidir. Genellikle erkeğin yetindiği, kadında namusluk kavramını yapan ve gözle görülüp elle tutulan bir belirtidir. Çünkü normalde ancak iyice yağlanmış bir küçük parmak, o da ölçülü davranmak şartıyla kızlık zarını yırtmadan bir bakirenin vajinasına girebilir. Buna karşılık, küçük parmaktan çok kalın olan erkeklik organı vaginaya girmeyi denerken, hemen her zaman kızlık zarını yırtacaktır.
Normal kızlık zarı, ilk cinsel temas sırasında yırtılarak birtakım parçalara ayrılır. Parçalara ayrılma, bir tokmağın deldiği davul zarının yırtılması gibidir. Bu olaya kızlığın bozulması adı verilir. Yırtıklar daha çok önden başlayarak arkaya doğru olmaktadır. Zar bir kan damarıyla beslendiğinden, yırtılmasına her zaman için küçük bir kanama eşlik eder. Doğum sırasında yarıklar derinleşir, parçalar da kaybolarak yerinde düzensiz birtakım kabarcıklar kalır. Bunlara himen artıkları adı da verilir.
Evlilikte ilk gecenin heyecanını veren en büyük faktörlerden biri, belki de en büyüğü kızlığın bozulmasıdır. Genç kızlığına veda eden kadında aynı zamanda birçok fizik ve moral değişiklikler de ortaya çıkmaktadır.
0 yorum:
Yorum Gönder